Translate
ZuhuraT(Bu Blogda Ara)
Var, var gizliyolar sadece...
Sana bir şey söyleyim mi? Bizden bir şey gizliyor bunlar, yeminle bak. Kesinlikle
bulmuşlar bu kadar üzüntüyü, yorgunluğu, mutsuzluğu nasıl bir anda ortadan
kaldıracaklarını. Yoksa imkansız lan, 20 yaşımdayım altı üstü üniversitede dönem kalacağım
yemin ediyorum dünyadan soğudum. Oğlum bu adamlar 2000 senelik medeniyet (Öncesine
medeniyetsiz demiyorum kusura bakmasınlar) nasıl olurda bu kadar gelişmenin arasında
kendine her gün veya her ay veya her yıl bir kerelikte olsa reset atmanın yolunu bulamazlar?
Bence bulmuşlar abi, bulmuşlar bunu yaparak kafa rahat yaşıyorlar bizi yine sallayan
yok tabi. Kafandan "Eğlence, karı-kız, alkol her türlü iyi eder." deme Denendi onlar, yok öyle
bir dünya.
Şimdi siktir git bi çözüm bul. Benim uykum geldi. Yorgunum, uyuyacağım...
24.01.2014
Alpy -3-
Alpy bu işi kafasına koymuştu. Kesin öldürecekti profesörü, peki nasıl yapacaktı? İlk önce
içindeki canavara söz mü geçirmesi gerekiyordu? Hayatını düzen mi getirmeliydi? Çok fazla
sorumluluğu olduğunu fak etmişti o an sanki. Her şeyi boş verdi. İlk hedef olarak profesörü öldürüp yeni ve tek arkadaşı olan David'e iyilik yapmış olacaktı.
Gece olduğunda profesör odasında oturmuş viskisinden yudumluyordu. Birden kapı sesine benzer bir ses duydu. Binada yalnız olduğuna emindi. O kadar emindi ki purosunu kapısı açık bir şekilde rahatlıkla içiyordu. Dışarı çıkıp bir göz atmak istedi. Bütün binayı turladı bir şey bulamadı. Gelip masasına oturduğunda viskisinden bir yudum aldı. Almasıyla püskürtmesi bir olmuştu. Dilimde garip bir uyuşma hissetti. Çekmecede ki aynayı alıp diline bakacaktı ki çenesinden süzülen kanları fark etti. Dilinin yarısı yok olmuştu. Şaşkınlıkla kendini odasının önüne zorla attı ve bir kez daha şaşırarak karşısında tanımadığı birini gördü, Alpy. Profesör şoktaydı ve kendine sadece viskisinin son yudumunu yutup yutmadığını soruyordu.
Alpy yavaşça eğilerek sordu:
- Sence de David çok zeki birisi değil mi?
- ...
- Neredeyse senin kadar... Biliyor musun asit ile uyuşturucuyu ne kadar karıştırmam konusunda istemeden benimle tartıştı. Yani çenen erirken hissetmemende onunda payı var.
-...
Profesör şaşkın gözlerle Alpy'e bakıyordu. Alpy ise işini canavara teslim etmeden önce son sözlerini söyledi:
- Neyse çok fazla konuşuyorsun ve neredeyse tamamı boş sözler.
-...
- Son bir sorum olacak .Cesedini ailene göndereyim mi? Kafanı sallaman yeterli.
Alpy bu soruyu sormuştu fakat tabii ki sadece bir oyundu bu asla adamın isteğini yerine getirmeyecekti. Profesör başını "hayır" anlamında salladı. Ardından Alpy sustu .Artık canavar işi ele almıştı .Profesörü bacağından tutarak laboratuvara sürükledi. Viskiye koyduğu asidin şişesini gösterdi. Profesörün sadece çene kemiği kalmıştı, Alpy küçük bir çizikle nefes borusunu açıp bir tüp yerleştirdi. Ardından küçük bir kerpeten ile dişlerini ve ardından çene kemiğini söktü.
Bu sefer zevk alamıyordu sanki ayrı bir şey vardı. Sanki bu adamı öldürürken bile kirleniyormuş gibi geliyordu ona. Uğraşmak istemiyordu artık ama adamın hemen ölmesini de istemiyordu. Profesörün soluk borusunda ki tüpü çekti ve odadan çıktı. O gece profesörün viskisini odasında keyifle içti . Son kısmını da David'e götürdü.
11 Mayıs 1987
Sabah uyandığında okula gitti, herkes ölümü konuşuyordu. Oysa onun hiç umurunda değil gibiydi. Mr. Z'nin dersi için gelmişti. O anda Mr. Z derse girdi ve:
- Evet genç dostlarım ödevler gelsin.
Mr. Z kağıtlara hızla göz gezdirdi. Bu arada yorum yapmayı da ihmal etmiyordu.
- Saçma!
- Yok artık!
- Komik!
- ...
- Yakın, yakın ama tam istenilen değil.
Bitirdikten sonra sınıfa döndü.
- Arkadaşlar uyanın! Hiç biriniz doğru cevabı veremedi.
Dekan olacağını düşünen öğrenci sordu:
- Peki cevap neydi Mr. Z?
- Basit benim dekan dostum. Sen veya biz daha iyisini yapmadığımız için kullanıyoruz! Yanin senin o güzel beynine gitmesi gereken kan başka bir yerlerine gittiği için insanlık yerinde sayıyor.
Sınıfa yüksek bir sesle :
-UYANIN artık UYANIN!
11 01 2014
Alpy -2-
Gözlerini yavaşça araladı. Yine o çok içtiği gecelerden biri olmalıydı. Gerçekten de on günde nasıl bu kadar alkole alışmış olabilirdi?
Alpy Londra'nın lanetli havasına neredeyse alışmıştı. Okula arada bir uğruyor çoğunlukla ders notlarını alıp odasının bir köşesinde biriktiriyordu. Londra'nın altını üstüne getirmiş olmasına rağmen hala görülecek yeni şeyler bulabiliyordu. Zaman zaman lanet olası devrime (sanayi devrimi) rağmen azda olsa gördüğü güneşe seviniyor .O gün neredeyse hiç eve uğramıyordu. Futbol maçlarını kaçırmıyor ve her gecesini barda geçiriyordu.
Ancak eski bilim insanları gibi sadece mühendislikle kalmıyor ayrı fakültelerden edindiği arkadaşları sayesinde tıp, kimya ve psikoloji notlarını da her hafta tedarik ediyordu. Çok ilginç bir hayattı aslında onunki .Hem olabildiğine salıverilmiş hem de sımsıkıya yaşama bağlı. Geride bıraktığı ailesi bir an önce diplomayı beklerken onun tek istediği içindeki canavarı evcilleştirmek veya onu önlemekti.
Korkmuyordu ondan çünkü daha önce hiç gereksiz yere birini öldürmemiş hatta hakaret bile etmemişti. Ancak ona masumları öldürmekten zevk aldığı konusun da şaka yaparak tedirgin olmasını seyredip gülmekten çok büyük zevk alıyordu.
Londra'ya geldiğinden beri bir dizi olaylar geçmişti başından ancak hiç kimseye görünmemişti . Bunlardan üçü polisi biri garson, biri ayyaş, biri karısın döven alt komşusu ve biri de üniversitede hocasıydı. Üniversitede olan olay şöyle gerçekleşmişti.
4 Mayıs 1987
Okulun ikinci haftasıydı. İnsanlar aynı sınıfta birbirlerinin görmeye neredeyse alışmışlardı. Hepsinin gözü bir kişiye takılıyordu. Kesinlikle yeni biri olmalıydı. İyi giyimliydi fakat kafasını koymuş yarım saattir horlayarak uyuyordu. O an içeriye giren sekreter veya benzeri kıyafetli adam:
-Mr Z! Hey Mr. Z lütfen uyanın!
-...
- Mr Z ders vermeniz gereken sınıfta uyuyamazsınız!
- Tamam, tamam
Herkes şaşırmış sadece ona bakıyordu. Neredeyse bir ders orada uyumuş ve çevresindekiler onunla ilgili bir çok şaka yapmıştı. Yavaşça tahtaya yürüdü ve tahtaya kocaman Mr. Z yazdı. Altına da küçük harflerle "Zack" yazdı.
-Soy adlardan nefret ederim, gereksizler...
dedi. Arkasını dönmeden tek tek insanların isimlerini söylemesini istedi. Çok isteksiz görünüyordu ve bu Alpy'nin sinirlerini bozuyordu.
- Mr. Z! Hey ! Siz burada profesör olabiliyorsanız bahse girerim üç yıl içinde bende profesör olurum.
dedi zengin çocuğu olduğu belli olan biri.
- Bende altı sene sonra dekan olurum. Bu ne saçma okul! diye bağırdı diğeri. Birden uğultu arttı. Alpy profesöre sinirlenmiş olabilirdi ama karşısındakini aşağılayanlardan da nefret ederdi.
Mr. Z sessiz bir şekilde:
- Bana atomu anlat dekan bey! dedi. Sessizlik oldu ve tekrarladı. Genç öğrenci atom ile ilgili bildiklerini anlattı. Mr. Z :
- Cıva ile ilgili neler biliyorsunuz ? Sayın profesör! dedi. Diğeri de serin kanlılıkla cevap verdi. Ardından Mr Z yüksek sesle
- Peki yer çekimi ile ilgili en az üç şey bilenler el kaldırsın! dedi. Sınıfın neredeyse tamamı elini kaldırdı.
- O zaman gelecek hafta hepinizden "Neden cıvalı barometre kullanıyoruz?" başlıklı kompozisyon ödevi istiyorum dedi ve sınıftan ayrıldı.
Alpy üniversiteyi biraz karmaşık ama ilgi çekici bulmuştu. Mr. Z tam bir kaçık profesör rolündeydi onun için.
Koridorlarda kendi başına dolaşırken bağrışmaları duydu...
- Buna hakkınız yok. Makaleyi size yayımlayın diye değil yorumlarınızı almak için verdim.
- Senin yazdığın ne malum? Saçmalıyorsun. Bağırmayı kes ve yolumdan çekil. Unutma hala sadece bir öğrencisin. Okulu bitirmen hala benim elimde.
Bu çaresiz gencin dramı gibi geldi Alpy'e . Yaklaştı ve koluna girdi gencin onu bahçeye çıkardı. Her şeyi anlatmasını istedi. Genç ona olanları anlattı, profesör gencin makalesini kendi yazmış gibi yayımlayacak ve belki saygınlığını bir kademe daha arttıracaktıç Bu Alpy için yeterliydi. Gence bir göz gezdirdi temiz giyimi ve düzgün duruşu genci güvenilir gösteriyordu. İsminin David olduğunu öğrendi. O anlık bilmese de David onun Londra'da ki en samimi arkadaşı olacaktı.
Bir Alpay'ın hikayesi :)
1 Mayıs 1987
Soğuk bir Londra gecesinde Hırvat asıllı kahramanımız Alpy Tamarchuck yalnız başına barda oturmuş, kendi benliğinde kaybolmuş akıl hastaları gibi kendi kendine gülmekteydi. Çevresindekiler onun eğlendiğini düşünse de o gülüşün asıl sahibi içindeki insan kanına susamış katilin ona yaptığı eziyetten aldığı hazzın gülüşleriydi.
Alpy geldiği ve doğdu şehir olan black murselow'da tanınan, sevilen küçük bir aileden gelmekteydi. Küçük yaşlarda ailesinin de isteğiyle mühendis olmaya karar vermiş, yüksek lisans yapmak için Londra üniversitesini seçmişti. Ancak gerçekte yaşadığı hayatın iki hali vardı. Aslında durumu kendinden yaklaşık yüz yıl sonra oluşturulacak olan Marvel'ın hayali kahramanı "Yeşil Dev" gibiydi. Kendinden geçip bir katile dönüşmesi sadece an meselesiydi. Garson yaklaştı:
-Yabancıya benziyorsun ?!
Alpy yağmurdan ıslanmış saçlarını geriye atıp, içindeki katilin cevap vermesine izin verdi:
-Sanane lan .İşine bak, bira getir.
Garson şaşırmıştı fakat cevap vermedi. Birayı getirip sinirlendirdiği müşterisine servis etti. Alpy birayı beğenmedi. Doğal olarak yaşadığı bölgede olan bira alman birasına benziyordu ve bundan çok farklıydı. Biranın yanında servis edilenlere anlam veremediği için hiç tatmadı bile.
Gece ilerlerken barın üzerindeki motelde kalmaya karar vermişti Alpy fakat bir anda ortalık bağrışmalarla doldu. İçeri giren iti yarı adamlar kimlik kontrolü yapıyordu. Bunlardan biri Alpy'e:
-Kimlik ver!
-Sen kimsin?!
-Londra polisi!
-Buyrun.
Polis hedefini bulmuş av köpeği gibi Alpy'nin başında durakladı ve diğerlerine gerekli işareti verdi. Yavşak garson gece 12'den sonra yabancılara tahammülü olmayan polislere Alpy'i ispiyonlamıştı. Polislerin aklında olan gece eğlencesi olarak Alpy'e sağlam bir dayak atmaktı fakat bu geceki yabancı biraz farklıydı.
-Ayağa kalk
-İstediğin olsun.
Ayağa kalktı. Üstü arandı. Polis sadece alman yapımı çakısını bulabildi fakat bu yeterliydi. Yabancı ve silahlı birini bütün gece dövüp sokağa bırakacaklardı.
-Bu ne lan?! Elma mı soyuyon bununla?
-Duruma göre değişir.
-Ne diyon lan köylü?
-Birazdan anlarsın.
Son sözünden sonra polislerin amiri olduğu belli olan gavat:
-Bunu iki gün dövücem.
Gülüşmelerden sonra Alpy önce garsona baktı ardından biranın yanında gelen servisten çatalı alıp yanındaki polisin soluk borusuna sapladı. Diğerleri şaşkınlık ve sinirle üstüne gelirken çakısını yerden alıp karşısındakiyle biraz boğuştuktan sonra polisin sol böbreğine sapladı.
Bıçak çok iyi bilenmişti ve arkasındaki testere kısmı parçalama işlevini mükemmel yerine getiriyordu.
Olanlara inanamayan amir tam silahını çekip onu vuracakken çakının soluk borusundan geçtiğini hissetti. Yere düşmüş son nefesini verirken Alpy'nin garsonun kafasını kırık bira bardağına defalarca vurarak öldürdüğünü gördü. Son düşünceleri bu düzgün duruşlu ,sarı saçlı, beyaz tenli gencin nasıl böyle bir katil olabileceğiydi. Son bir nefes denemesinin ardından nefessizlikten öldü.
Alpy çakısını alırken katil karakteri çoktan gitmişti. Korktu fakat her şeyi hatırlıyordu. Pişman değildi, motele çıkıp oda kiraladı ve o gece kesinlikle rahat bir uyku çekti.
02.01.2014
Soğuk bir Londra gecesinde Hırvat asıllı kahramanımız Alpy Tamarchuck yalnız başına barda oturmuş, kendi benliğinde kaybolmuş akıl hastaları gibi kendi kendine gülmekteydi. Çevresindekiler onun eğlendiğini düşünse de o gülüşün asıl sahibi içindeki insan kanına susamış katilin ona yaptığı eziyetten aldığı hazzın gülüşleriydi.
Alpy geldiği ve doğdu şehir olan black murselow'da tanınan, sevilen küçük bir aileden gelmekteydi. Küçük yaşlarda ailesinin de isteğiyle mühendis olmaya karar vermiş, yüksek lisans yapmak için Londra üniversitesini seçmişti. Ancak gerçekte yaşadığı hayatın iki hali vardı. Aslında durumu kendinden yaklaşık yüz yıl sonra oluşturulacak olan Marvel'ın hayali kahramanı "Yeşil Dev" gibiydi. Kendinden geçip bir katile dönüşmesi sadece an meselesiydi. Garson yaklaştı:
-Yabancıya benziyorsun ?!
Alpy yağmurdan ıslanmış saçlarını geriye atıp, içindeki katilin cevap vermesine izin verdi:
-Sanane lan .İşine bak, bira getir.
Garson şaşırmıştı fakat cevap vermedi. Birayı getirip sinirlendirdiği müşterisine servis etti. Alpy birayı beğenmedi. Doğal olarak yaşadığı bölgede olan bira alman birasına benziyordu ve bundan çok farklıydı. Biranın yanında servis edilenlere anlam veremediği için hiç tatmadı bile.
Gece ilerlerken barın üzerindeki motelde kalmaya karar vermişti Alpy fakat bir anda ortalık bağrışmalarla doldu. İçeri giren iti yarı adamlar kimlik kontrolü yapıyordu. Bunlardan biri Alpy'e:
-Kimlik ver!
-Sen kimsin?!
-Londra polisi!
-Buyrun.
Polis hedefini bulmuş av köpeği gibi Alpy'nin başında durakladı ve diğerlerine gerekli işareti verdi. Yavşak garson gece 12'den sonra yabancılara tahammülü olmayan polislere Alpy'i ispiyonlamıştı. Polislerin aklında olan gece eğlencesi olarak Alpy'e sağlam bir dayak atmaktı fakat bu geceki yabancı biraz farklıydı.
-Ayağa kalk
-İstediğin olsun.
Ayağa kalktı. Üstü arandı. Polis sadece alman yapımı çakısını bulabildi fakat bu yeterliydi. Yabancı ve silahlı birini bütün gece dövüp sokağa bırakacaklardı.
-Bu ne lan?! Elma mı soyuyon bununla?
-Duruma göre değişir.
-Ne diyon lan köylü?
-Birazdan anlarsın.
Son sözünden sonra polislerin amiri olduğu belli olan gavat:
-Bunu iki gün dövücem.
Gülüşmelerden sonra Alpy önce garsona baktı ardından biranın yanında gelen servisten çatalı alıp yanındaki polisin soluk borusuna sapladı. Diğerleri şaşkınlık ve sinirle üstüne gelirken çakısını yerden alıp karşısındakiyle biraz boğuştuktan sonra polisin sol böbreğine sapladı.
Bıçak çok iyi bilenmişti ve arkasındaki testere kısmı parçalama işlevini mükemmel yerine getiriyordu.
Olanlara inanamayan amir tam silahını çekip onu vuracakken çakının soluk borusundan geçtiğini hissetti. Yere düşmüş son nefesini verirken Alpy'nin garsonun kafasını kırık bira bardağına defalarca vurarak öldürdüğünü gördü. Son düşünceleri bu düzgün duruşlu ,sarı saçlı, beyaz tenli gencin nasıl böyle bir katil olabileceğiydi. Son bir nefes denemesinin ardından nefessizlikten öldü.
Alpy çakısını alırken katil karakteri çoktan gitmişti. Korktu fakat her şeyi hatırlıyordu. Pişman değildi, motele çıkıp oda kiraladı ve o gece kesinlikle rahat bir uyku çekti.
02.01.2014
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)