Translate

ZuhuraT(Bu Blogda Ara)

NE ÇABUK UNUTUK

*Bu gün 24 haziran  19 hazirandaki şehitleri hatırlayanınız var mı ?
*3 gün konuştuk yetmez mi?
*3 gün sabah akşam konuştuk bu kadar konuştuk ta çözüm nerede?
*yok çözümün olmasını bekliyormuydun ki 28 yıldır bir çözüm üretilemedi bu gün mü üretilecek(15 ağustos 1984)....


BU GÜN 24 HAZİRAN ŞEHİTLERLE İLGİLİ BİR YAZI OKUDUNUZ MU NE YAZIK Kİ BEN OKUMADIM YAZAN VARMIYDI?....

*20 hazirandaki yazımda biraz bol keseden atmışım bu gün yine okudum da 8 şehit için 24 haziran demişim amma da atmışım 8 ŞEHİT 2.5 GÜN 22 haziran prime-time yani dizlerinizin başladığı zamandan sonra bir daha konuşan olmadı ama iyi ki konuşmuyorlar...

Biz çok çabuk unutan bir toplumuz bizim başımıza gelmiyorsa önemli değildir "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" hesabı değilmi...

Ama unutamayanlar da var
Alinin babası unutamıyor sürekli  ağlıyor ama gözlerinde tek bir damla göz yaşı yok...Ağzında tek bir cümle "VATAN SAĞOLSUN
Alinin anneside(Nurten) unutamıyor Bir kaç yıl sonra oğlunun en yakın arkadaşı Ahmet evlenicek annesi kadar sevdiği Nurten teyzesini de  düğüne çağırır Nurten teyzesi çok sevinir bir an gözleri uzaklara dallar Ali der, alim der bende onun böyle mutlululuğunu... Bir anda irkilir "VATAN SAĞOLSUN"der
Gözlerinde hep bir hüzün en sevinçli anında bile o hüzün gözlerinden kaybolmaz...
Her gün onlarca yüzlerce kez "VATAN SAĞOLSUN" diyeceklerdir


Onlarınki 3 günlük bir acı değil ömür boyu sürecek bir acı.


İşte bu yüzden tüm vatandan başsağlığı dilemiyorum dileyemiyorum yalnızca ve yalnızca ailelerinden...




Şehitlerimize allah'tan rahmet ailelerine başsağlığı diliyorum



YALAN SÖYLÜYORSUN !!!




Bu yazıyı okumadan önce ŞEHİT HABERLERİ yazısını okumanızı önemle rica ederim...


6 Haziran 2012 Çarşamba günü yazdığım yazı gerçeklerle uzaktan yakından alakası yoktur...


ŞEHİT HABERLERİ başlıklı yazımla ilgili 4-5 mail de o yazının yalan olduğu, doğruyu  yansıtmadığı ile ilgili mesajlarınızı aldım bu gün düşünüyorum da evet ŞEHİT HABERLERİ başlıklı yazım  yalanmış diyorum ama an itibarıyla(8 şehitle birlikte)
****
8 şehit verdikten sonra 6 hazirandaki yazı gerçekleri yansıtmıyor oldu peki bende siz değerli arkadaşlarıma soruyorum kaçınız 18 haziran da saat 21:30 sıralarındaki  Doğukan Şit isimli arkadaşımızın şehit olduğunu 19 hazirandaki gazetelerde okudunuz 
****
19 Haziranda kaç gazetede Doğukan Şit şehit olduğu haberini manşetten girdi?
-Hiç bir gazetede
-manşete yetişemezmiydi?
-21:30 da olan bir olay pekala manşetten verilebilirdi
-o halde niye verilmedi?
yine aynı cevap arz talep
Türkiye KOSKOCA 1  şehit vermiş bir evin ocağı sönmüş  sen o magazin haberlerini rahat rahat izle diyemi? HAYIR  BU VATAN İÇİN dememize rağmen hiç bir gazetenin manşetin de şehit haberi yok ama  yine manşete magazin, transfer gibi bizler için hayati değer taşıyan  haberler var 
****
19 haziranda 8 şehit daha vermeseydik çoğumuz Doğukan Şit ismini bile bilmiyordu gerçi şuanda kaç kişinin bildiği de tartışılır...
****
Bu ülkede her şey sayılar üstüne kurulu 1-2 ise pek önemi yok 1 gün içinde unutulur 5-6 ise 2-3 günde unutulur sayı ne kadar fazla ise gündem de o kadar uzun süre kalır... 
8 şehit ne kadar sürede unutulur?
4-5 gün ideal süre
Dikkat edin  19 haziranda 8 şehit verdik 24 haziranda unutulacak...

Şehitlerimize allah'tan rahmet ailelerine başsağlığı diliyorum

ASLINDA YAZIYI UZATMAK İSTEDİM 


-İSPANYA 1 ŞEHİT VERDİĞİNDE YER YERİNDEN OYNADIĞINI
-TÜRKİYE DE ŞEHİT HABERLERİNİ O KADAR İÇTENLEŞTİRDİĞİNİ 1-2  ŞEHİT GÜNLÜK YAŞAMIMIZDAKİ SIRADAN, DOĞAL BİR OLAYMIŞ GİBİ KARŞILADIĞINI
-NİYE SADECE ŞEHİT AİLELERİNDEN BAŞSAĞLIĞI DİLEDİĞİMİ
-MAGAZİN HABERLERİNİN ŞEHİT HABERLERİNDEN NİÇİN DAHA DEĞERLİ OLDUĞU VE BENZERİ ZIRVALIKLAR YAZARAK YAZIYI UZATMAK İSTERDİM AMA  BİR ANDA BUNLARIN YAZILACAK KADAR DEĞERLİ OLMADIĞINI DÜŞÜNDÜM...






VAKTİNİZ VARSA OKUYUN YOKSA SALLAYIN GİTSİN

ŞARAPNEL 




BENİM ÜLKEM BENİM VATANDAŞIM





Bir kürtaj tartışması aldı başını gidiyor. Bütün gazetelerde kürtaj; televizyon kanallarının da onlardan aşağı kalır yanı yok.... 
Kürtaj aşağı kürtaj yukarı doğmamış bir çocukla bu kadar uğraşılmaz. 
İsteyen aldırır isteyen aldırmaz. 
Kürtajı umursamayalım demiyorum ama bu ülkenin tek sorunu kürtajmış gibi davranmayalım.
 
Sokaklar da o kadar insan yaşıyor. Bankların üstünde, kaldırımlarda.... 


Doğmamış bir çocuk ile bu kadar uğraşıp duracağımıza doğup da bakamadıklarımızı konuşalım. 

Sokak çocuklarını konuşalım
Tinercileri konuşalım
45 yaşında sokakta, bankta yatan Hüseyin ağabeyimizi konuşalım
Elbete “Benim bedenim benim kararım.” diyelim; fakat  “BENİM ÜLKEM BENİM VATANDAŞIM” da diyelim. 
Bu ülkede kaç kişi açlıktan ölüyor, kaç kişi kışın soğuktan ölüyor bunları da konuşalım. 
Kusura bakmayın. Ben bu ülkede biri açlıktan ya da soğuktan öldükten sonra konuşulduğunu unutmuşum...
Hüseyin ağabey bankta soğuktan, açlıktan ölünce konuşmayalım artık.
Hüseyin ağabey ölmeden önce konuşalım ki Hüseyin ağabeyler de yaşasın. 
Doğmamış çocuğu bu kadar tartışıp konuşacağımıza 5-6 yaşındaki sokak çocuklarını konuşalım.
Kürtaj???? Peki DOĞAN ÇOÇUKLARIN KÜRTAJ ne olacak?
“Bir çocuk niye tinerci olamayı seçer (çocuk) ?”
“Tinerci değip toplumdan dışladığımız insanları nasıl tekrar topluma kazandırır, tedavi edebiliriz?”
“Şİmdi 5-6 yaşındaki kardeşlerimizi, çocuklarımızı 30 yıl sonra evsiz Ahmet değil de mühendis, esnaf, garson Ahmet yaparız?”ı konuşalım; ama kürtajda olduğu gibi sadece konuşup yazıp durmayalım. Gerçekten “Ahmet’i nasıl mühendis Ahmet yaparız?”ı konuşalım, bulalım ve uygulayalım, uygulayalım, uygulayalım, uygulayalım…

Sosyal devletiz deyip duruyoruz. Aslında biz SOSYAL DEVLET falan da değiliz....




DUBLE YOLLAR


  


  Türkiye de son sekiz-dokuz yılda en büyük yatırımlardan birisi karayollarına yapılmaktadır.
  Tek şeritli yollar iki-üç şeritli hale geldi. Ulaşıma yapılan yatırımlar azımsanamaz. Demiryolları ağı geliştirildi. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra şüphesiz en fazla ulaşıma yatırım son sekiz-dokuz yılda yapılmıştır. Sanırım bunda hem fikirizdir.
  İlkokulda çoğumuz “Orda bir köy var uzakta, gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür…” diye devam eden bir şarkı söylemişizdir. Gitmediğin görmediğin köy nasıl senin köyün olur? Bunu duble yollarla ortadan kaldırdık çok güzel değil mi? Artık köylerimize gidebiliyoruz; ama köyümüzdekiler eğitimsiz, sağlıksız ve işsiz…
  Eğitimsiz çünkü kışın o zorluklarda bir buçuk metre karda on kilometre ötedeki okulla yürüyerek gidemiyorlar. Çünkü senin yaptığın duble yollar ne komik ki kışın işlevsiz oluyor. O kadar yatırım boşa gidiyor.
  Sağlıksız; çünkü çocuk hasta olduğunda on kilometre ötede hastane var. Kızakla çekerek götürmek zor.
  İşsiz; çünkü yol yaptın ama fabrika yok. Var olan fabrika da on beş kilometre ötede. Her sabah kalkıp gitmek zor o soğukta…
  Yollara o kadar önem verilmesinin altında yatan en büyük sebeplerden biri de trafik kazalarını azaltmak; fakat bu kadar yeni, sağlam, duble yolların olmasına rağmen trafik kazaları istenilen oranda azalmadı. Aslında bunun nedenini sormak lazım. Kimse sormuyor madem ben sorayım.           
  Neden trafik kazalarında istenilen oranda azalma olmuyor?
  Çok açık; eğitim.
  Sürücü kurslarına gerekli denetlemeyi yapmıyorsun. Orada verilen eğitime hiç girmeyelim. Sınava gelelim… Sizin düzenlediğiniz ehliyet sınavına sınavda geçmiş yıllardan çıkan soruların aynıları soruluyorsa şıklarını bile değiştirmeye tenezzül etmeden. Herkes ehliyet sahibi olur. Çoğu insan hiç sürücü kursları derslerine girmeden sınavdan 80-90 alıyor. Ehliyet almak için ilk basamağı geçiyor. Son beş yılın sorularını inceleyin. Hepsi birbirinin aynısı… Malesef  ehliyeti olup da araba kullanmayı bilmeyen o kadar fazla insan var ki nedenini Merak mı ediyorsunuz; çünkü araba kullanmayı bilmiyor. Nasıl mı ehliyeti alıyor, belli bir parkurda ne zaman ne yapması gerektiğini hoca söylüyor ve 20-25 kere o parkuru geziyor. Ehliyeti de o parkurda alıyor.
  Avrupa Birliği uyum yasalarıyla  çok şükür bu sistem değişiyor. Denetimler artıyor.
EĞİTİME ÖNEM VERİLMEYE BAŞLIYOR. İşte şimdi trafik kazalarındaki oran düşmeye başlayacak. Bu kadar duble yol yapılacağına bu işin eğitimine önem verseydik trafik kazalarının oranı çok çok  daha aşağıda olurdu.



EĞİTİM SİSTEMİ???


   Aranızda açık öğretim sınavına girenler ya da sorularına göz gezdirenler eminim ki vardır. Hiç hukuk bölümü dikkatinizi çekti mi? “Bu dersin kapsamına giren bazı konulardan ders kitabının basıma hazırlanmasından sonra  değişiklik yapılmış olabilir. Testteki soruları ders kitabınızda verilen bilgilere göre cevaplayınız” gibi bir ibareyle başlar. Aslında bu bizim eğitim sistemimizin ne kadar gelişmiş olduğunun göstergesi, ezberci eğitim sistemimizin olduğunu kanıtlar nitelikte değil mi? Bize “Sakın öğrenme,öğrenmeye de çalışma.Ezberle,ezberle dur. Sorgulama sakın,benim dediğim bilgiyi ezberle yasa değişmişse değişmiş,benim dediğim doğrudur.” demiyor mu? Ezberci eğitim sistemini bize o kadar benimsettiler ki,üniversiteden sonra kendini geliştiren insan sayısı yok denilecek kadar az.Geliştirenlerin de yüzde doksanı  mesleki gelişim dışında hiç bir şey yapmıyorlar,çünkü bilinçaltında ezber fazlasıyla yer tutuyor
    Hepimizin başına gelen bir örnek vereyim; yeni biriyle tanışırsın,ilk gün karşındaki kişi o kadar güzel konular konuşur ki,”Bu adam çok iyiymiş. Herhalde bayağı okuyor ve öğreniyor.” dersin. İkinci gün bir başkasıyla konuşurken yine gözlemlersin ve “Evet haklıymışım bayağı kendini geliştiriyor sanırım.” dersin. Birkaç gün sonra  bir bakmışsın,geçen gün konuştuğu konuları tekrar konuşuyor. Birkaç gün sonra gene bakarsın,kelimelerin bile aynı olduğunu fark edersin,hatta sırası bile değişmiyordur.Artık ezberci sistem onda o kadar yer etmiştir ki cümlelerindeki kelimeler bile değişmeden ağzından çıkıp gidiyordur. Bu eğitim sistemini bir an önce değiştirilmelidir. Eğer değiştirmez de böyle devam edersek, kim olduğumuzu unuturuz,bize ne anlatılıyorsa onu kabulleniriz.
   Anadolu Üniversitesi’nin sınavında bile “Bu dersin kapsamına giren bazı konulardan ders kitabının basıma hazırlanmasından sonra  değişiklik yapılmış olabilir. Testteki soruları ders kitabınızda verilen bilgilere göre cevaplayınız.” yazıyorsa vay halimize… İlk ve ortaöğretim ezberci diyoruz. Fakat bunun üniversite seviyesinde de böyle olması insanı doğrusu hayal kırıklığına uğratıyor. Bu sadece Anadolu Üniversitesi’nde geçerli değil.Türkiye’de birkaç üniversite dışında bu olayı gözlemliyoruz.
   Avrupa’da ilkokulda kazanılan öğrenmeyi ve araştırmayı biz üniversitede yapamıyorsak,vay halimize… Ortaöğretim demiyorum, üniversitede diyorum.
   Bizim ülkemizde üniversite bittikten sonra stajlarda öğrenmenin ne olduğunu öğreniyoruz değil mi?
    Bizim ülkemizde üniversite sadece bir formaliteden ibaret sadece o diplomayı alabilmek için gidiyoruz.Diplomayı aldıktan sonra stajda öğreniyoruz neyin ne olduğunu.
   Örneğin bir makine mühendisi asgari  ücretle bir yıl çalışıp neyin ne olduğunu öğreniyor.Çünkü okuldan mezun olunca hiç bir bilgisi yok… Makineyi görüyor,boş boş bakıyor . 
   İlk okul mezunu usta soruyor;”Sana okulda hiç bir şey öğretmediler mi?”
   Mühendis:”Galiba öğrenmemişim…”
   Okulda profesörün, doçentin,okutmanın yapamadığını ilkokul mezunu usta yapıyor,işi öğretiyor 
   Peki suçlu kim? Üniversite personeli mi? Tabi ki de hayır. Tek suçlu EĞİTİM SİSTEMİ… Ezberlet,ezberlet sınıf geçsin,1 ay sonra hiç bişey hatırlamayan bir nesil…

ŞEHİT HABERLERİ





           Haftada 2-3 şehit haberiyle güne başlamak insanı yıkıyor. Kusura bakmayın yanlış yazdım “yıkıyordu”,evet yıkıyordu doğru kelime bu;yıkıyordu… Sürekli şehit haberleriyle uyanmak çok zor elbette. Fakat benim değinmek istediğim konu şehit haberlerinden çok,toplumun şehit haberlerine karşı verdiği tepkiler. Farkında mısınız,şehit haberlerine artık eskisi gibi ilgiyle bakamıyoruz,göz ucuyla okuyoruz ve geçiyoruz;toplumumuzda   ŞEHİT  haberleri sıradanlaştı…
           Bizim en çok korktuğumuz olaylardan birisi ŞEHİT haberlerinin sıradanlaşmasıdır. Malesef bir kaç aydır bu korkumuzla yüzleşiyoruz.  Artık bizler ŞEHİT haberlerini okuyor, çok kötü olmuş diyor ve geçiyoruz. Tepki diye bir şey kalmadı. Çok değil,1-2 yıl önce meydanlara dökülürdük,”Biz biriz,biz birliğiz!” ,  “Şehitler ölmez ,vatan bölünmez!” ve benzeri sloganlar
Peki biz bunları söyleyince değişen bir şey oluyor muydu  hayır olmuyordu ama şehittin ailesinİin  yanında olduğumuzu bizimde onların bir çoçuğu olduğumuzu hissettiriyorduk.
          Ne oldu da şehit haberleri bu kadar sıradanlaştı? Niçin hiçbir şeye tepki gösteremez hale geldik? Bir bakan,bir kaç milletvekili şehit ailesini taziyeye gidiyor o kadar… Niçin meydanlara çıkamıyoruz? Bize de biber gazı sıkarlar diye mi? Astımın varsa sen çıkma,tüm toplumun mu astımı oldu?… 
          Hiç gazetelerdeki şehit haberlerini incelediniz mi;git gide kısalıyor. Onlar da haklı, arz talep ilişkisi var sonuçta. Vatan için şehit vermişiz ,o haberi teğet geçip,dün kimin kiminle ne yaptığını okuyorsak gazeteler onun için nereden yer açacak;en az ilgi gösterilen yerden kısaltacak kısaltacak belki de zamanla 3. sayfa haberi olur….

           Korkuyorum,şehit haberleri 3. sayfa haberi olacak diye… Fakat bundan daha çok korktuğum bir konu var; “ŞEHİTLİĞİN SIRADANLAŞMASI”…
....
.......
........



TECAVÜZE UĞRAYAN KADIN KÜRTAJ YAPTIRAMAZ!!!


   Devlet baba kadına,”Kürtaj yaptırma,çocuğu doğur. Bakamıyorsan ben bakarım.” diyor;fakat baktığı çocukların yetimhanelerden çıktıktan sonra psikolojilerinin ve hayatlarının nasıl olduğu ortada.
               Psikolojik açıdan zor zamanlar yaşıyorlar ve aile kurmakta zorlanıyorlar;malesef aile de bir toplumun en küçük yapı taşı. Toplumlar ailelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor. O halde biz şuanda sağlıklı bir toplum değiliz(belkide hiç olamayacağız). Devlet babanın baktığı çocukları, devlet babanın verdiği eğtimleri değerlendirecek olursak bu konun içinden hiiiiiiç çıkamayız. En iyisi biz konumuza, tecavüze uğrayan kadının doğurmasına dönelim.
               Hiç bir kadın tecavüze uğradıktan sonra o çocuğu doğurmayı düşünmez düşünemez; ama Devlet baba sen ne yapıyorsun "sana zorla sahip olmak isteyen, ırzına geçen kadınlığını ayaklar altına alan adamdan olan çoçuğu doğuracaksın" diye baskı yapıyorsun. Soruyorum sana Devlet baba sen sanıyormusun o kadının. senin akla mantığa sığmayan o saçma sapan sözünü dinleyip hiç istemediği bir çocuğu dünyaya getirecek? Emin olabilirsiniz ki doğurmayacak.Senin bu egoist tavırların yüzünden toplum bir anda 50 yıl geriye gider ve kadın çocuğu düşürebilmek için artık Dünyada eşine çok nadir rastlanan yollara başvururmak zorunda kalır(tavuk tüyleri değerlenecek devlet baba). Merdiven altı diye tabir ettiğimiz, hijyenin hak getirdiği yerlerde kendi hayatlarını tehlikeye atacak kadınlarımız.
               Nedenmi Devlet Baba çünkü: Kadın dokuz ay sonra o çocuğu devlete veremeyeceğini, anlamsız bir şekilde ona bağlanacağını biliyor: O kadın daha da acı birşey biliyor kendi kanından canından olan o suçsuz mahsum çocuğun gözlerinin içine hiç bir zaman doya doya sevgiyle bakamayacağını hatta bazen nefretle, kinle bakamayacağını da çoooook iyi biliyor niyemi Devlet baba Çünkü gözlerinin içine baktığı her saniye tacavüzü, ırzına geçilmesini  tekraaaaaar tekraaaaaar yaşayacağını çooook iyi biliyor devlet baba...
         Devlet baba o çocuğun gözünden de bakalımmı Dünyaya...

Yazını tamamı için : http://www.goruklehaber.com/Ky-10-TECAVUZE-UGRAYAN-KADIN-KURTAJ-YAPTIRAMAZ.html 


Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana, seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?
Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?…
Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl, onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, senin duru denizin ben’im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im, senin kolun kanadın ben’im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin, demedim mi soğuturlar seni. Oysa senin ateşin ben’im, sıcaklığın ben’im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?





                                                                                          
  Mevlana Celalaettin Rumi