Translate

ZuhuraT(Bu Blogda Ara)

Mevlana'dan 7 Öğüt

  • Cömertlikte, yardım etmede akar su gibi ol.

  • Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

  • Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

  • Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

  • Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.

  • Hoşgörülükte deniz gibi ol.

  • Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...      
"Dünün üzüntüleri ve yarının endişeleriyle donatılmış bir kalpten, bugün bir şey bekleme..."


'Anda' Olmak


Anda olmak ne demektir?

Bugünde olmak, yani hayatın doğal akışını yaşamaktır. Bunun bir diğer tarifi de, hazırlıksız olana hazırlıklı olmaktır. John Lennon’ın dediği gibi; ‘‘Hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir.’’ Hayatın içinde hazırlanamayacağımız kadar çok sürpriz ve yenilik -olumlu ya da olumsuz- bulunur. Bu sürprizlere hazırlanmaya çalışmak, insanı yalnızca yorar. Huzur getirecek olan ise esneklik geliştirmek ve sürprizlerin olabildiğince keyfini çıkarmaktır.
Anda olmak neden önemlidir?
Hayatı gerekmedikçe kaygı, korku ve pişmanlık hissetmeden yaşamak ister misiniz? Belki de herkesin cevabı; ‘‘Evet! Ama, nasıl?’’ olacaktır. Anda kalarak! İnsan bazen geçmişte takılı kalabilir; kimi zaman da kendini gelecek planlarının içinde boğuşurken bulabilir. Geçmişte takılmak pişmanlık, mutsuzluk, üzüntü ve acı yaşatır. Yalnızca gelecek odaklı yaşamak da, endişe, kaygı ve korku hissettirir. İnsan ancak bugününü yaşadığında, geçmiş ve gelecek ile sağlıklı bir ilişki kurabilir. Bu da hiç geçmeyen bir diken üstünde hissetme hali ya da hep başına bir şeyler geleceğini düşünerek tedirgin olma gibi olumsuz duyguları gereğinden fazla yaşamamayı sağlar. 

Bir de tabii insanın kendi olabilmesi, kendini keşfedebilmesi anda olmak ile mümkündür. Geçmişi anlamak ve geleceği unutmamak önemli olsa da, ben asıl şu an ne hissettiğimin ve ne yaşadığımın farkına varırsam gerçek benliğimi tadabilirim.
Geçmiş, gelecek ve bugün arasında kurulması gereken sağlıklı ilişkiyi nasıl tarif edersiniz?
Bir ustanın sözünden esinlenerek bunu yanıtlamak isterim. Dalai Lama, ‘‘Geçmiş ve geleceği anlamak için ne yapmamız gerekiyor?’’ diye sorulduğunda; ‘‘Anda olmak!’’ yanıtını vermiş. Çünkü geçmiş yaşantımız, bugünümüzü inşa etti ve geçmişi anlamak ancak bugüne bakarak mümkün. Geleceğimizi inşa ediyor olan da bugünümüz. Dolayısıyla geleceği şekillendirmek için de bugünde çalışmamız gerekiyor. Yani, geçmiş ve geleceğin kesişme noktası, bugün ve bu an. 
Anda olamamanın en dikkat çeken olumsuz etkisi nedir?
Anda kalamamak öfke birikimine sebep olur. Pek çok duyguyu ve meseleyi çözümlemek için, oluştukları anda onları yakalamak gerekir. Örneğin, sabah patronunuza sinirlendiğiniz bir konuda sesinizi çıkarmadıysanız ve o an geçtiyse, içinizdeki öfkeyi başka bir zamanda çözümlemeniz zorlaşır. Yani, bitmemiş bir iş yüklenirsiniz. Örnekteki gibi çözüme ulaşmamış ve tatminsiz kaldığımız durumlara, bitmemiş iş deriz. Bu bitmemişlikler arttıkça ve biz kafamızda çözümleyemediğimiz sorunlar biriktirdikçe içimizde öfke birikir. Bunu aşmak için de elbette ilk adım o öfkeyle anda kalarak yüzleşmektir.
Anda olmaya başladığımızda etrafımızdaki insanlarla olan ilişkimiz nasıl etkilenir?
İnsan kurduğu bağlantılar, yani ilişkilerden beslenir ve büyür. Ancak bu ilişkilerin doyurucu olabilmesi için, iki insan arasında gerçek bir temas, duygu, fikir akışı ve samimiyet olmalıdır. Bu o kişiye her konuda, her sırrınızı anlatacağınız anlamına gelmez. Önemli olan o kişi ile bağlantı kurabilmeniz ve onunla geçirdiğiniz anlarda gerçekten onun yanında olabilmenizdir. Dolayısıyla, anda olarak kurulan temas çok daha tatmin edici ilişkiler yaratır. Bu da insanı mutlu ve huzurlu hissettirir.

Mutluluk Üzerine



 Mutluluğu konuşmak neden önemli? 
İnsanlar mutlu hissetmeyi hak ettiklerini biliyorlar ama kendilerini mutluluğun genel geçer tanımında tıkanmış buluyorlar. Oysa mutluluğu bireysel anlamıyla ele almak, çok daha gerçekçi bir bakış açısı geliştirmeyi sağlıyor. Aynı zamanda, yaşam memnuniyetini de ciddi ölçüde artırıyor. 

 Mutluluk kalıcı olabilir mi? 
İşte bu milyon dolarlık soru! Bunun iki cevabı var. Hayır ve evet. Yanıt, sizin ne kadar emek sarf etmek istediğinize göre değişiyor. Bunu diyet programına benzetecek olursak, doktorların, diyetisyenlerin söylediği sağlıklı, ideal bir kilonuz var. Peki, sürekli bu ideal kiloda kalmak mümkün mü? 

 Eğer yeme alışkanlıklarınız sağlıksızsa ve kendinize özen göstermiyorsanız, cevap hayır. Ancak yediklerinize dikkat ediyor, sağlıklı besleniyor ve düzenli egzersiz yapıyorsanız; yani her gün bunun için emek sarf ediyorsanız, cevap evet. Mutluluk da bunun gibi. Mutluluk diyetini doğru uyguladığınızda mutluluk hissini kalıcı kılmak mümkün. Unutmayın, her gün bunun için bilinçli çaba ve enerji sarf etmeniz gerekiyor. 
Mutluluk için çabalasak bile mutluluğumuzun ne kadarı bizim kontrolümüzde? 
Mutluluk konusuna yönelmiş en önemli araştırmacılardan biri olan Amerikalı Sonja Lyubomirsky’nin ortaya koyduğu verilere göre, her insanın bir mutluluk sabiti var. Bir başka deyişle, mutluluğumuzun bir kısmı genetik ve değişmiyor. Bu, mutluluk seviyemizin yüzde 50’sine denk geliyor. Geriye kalan yarımın da bir kısmı başımıza gelen olaylar, yaşadığımız durumlar, ilişkiler, yani yaşamımızın bizden bağımsız şekillenen parçaları. Buna dikkat etmek önemli. 

 İnsanlar bu parçaya olduğundan çok daha fazla anlam yüklüyorlar. “Terfi alınca mutlu olacağım”, “Çocuğum mezun olunca mutlu olacağım”, “Annem iyileşince mutlu olacağım”, “Aradığım ruh ikizimi bulunca mutlu olacağım” gibi. Araştırmalar gösteriyor ki, tüm bunlar mutluluk seviyemizin yalnızca yüzde 10’unu oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 40 bizim algımız, niyetimiz, hislerimiz ve yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlar. Benimle çalışan kişilerde özellikle vurguladığım kısım da burası. Eğer mutluluk seviyemin yüzde 40’ı benim algım, niyetim ve hissim ise, bu benim beynim ve kalbim demektir. Yani kontrol edebileceğim, üzerine çalışabileceğim ve dönüştürebileceğim bir kısım. Bunun farkına varmak bile kendi içinde, heyecan verici bir etkiye sahip. 

 Mutluluk nelerden etkilenir? Örneğin, güneşli günlerde gerçekten insanlar daha mutlu olurlar mı? 
Bu konuda yapılmış araştırmalar var. Amerika’da neredeyse hep güneşli bir havası olan Kaliforniya eyaletinin şehirlerindeki insanlar ile çok daha az güneş alan Orta Batı yakasındaki şehirlerde yaşayan insanların mutluluk seviyelerini karşılaştırmışlar. Sonuçlar her iki yakada da benzer mutluluk seviyeleri olduğunu göstermiş. Bunun en önemli sebebi Hedonik Adaptasyon dediğimiz, insanın yaşadığı olumlu ve olumsuz olaylara karşı gösterdiği olağanüstü alışma kapasitesi. 

 Yeni bir hobi edindiğinizi düşünün, yeni bir yer keşfettiğinizi ya da daha güneşli bir şehre taşındığınızı. Başlarda şevkle güne başlarsınız, her yeni bilgi sizi büyüler, inanılmaz bir keyif alırsınız. Ancak zamanla her yeni şey eskir ve siz başlangıçtaki mutluluk seviyenize geri dönersiniz. Buna Hedonik Adaptasyon diyoruz. Bu, olumsuz olaylara karşı bizi koruyan bir mekanizmadır. 


 Ancak mutluluk karşısında da işimizi zorlaştırır. Burada da yaşamımızın vazgeçilmezi, stres yardımımıza yetişiyor. Günlük yaşamda karşılaştığımız stres yüklü olaylar, mutluluğa alışmış bünyemizi sarsmak gibi vazgeçilmez bir işleve sahip. Böylece yeniden mutluluk seviyemizin düştüğünü fark eder ve çıkarmak için çaba sarf etmeye başlarız.

 Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stresin mutluluk üzerindeki olumsuz etkisine karşı nasıl bir taktik uygulayabiliriz? 
Stres, mutluluk seviyesini aşağı çeken bir etkiye sahip. Buna karşılık, mutluluk seviyesini yeniden yukarı çekmenin pek çok farklı yolu var. Bunların hepsi bireysel farkındalık ve çaba gerektiriyor. Bir örnek, yaptığımız işlerin çeşitliliğini, zamanlamasını ve içeriğini dönemsel olarak değiştirmektir. Mesela, kitap okumayı çok seviyorsunuz. Ama hep aynı türde ya da aynı yazarın kitaplarını okursanız, bu sizi bir noktadan sonra mutlu etmeyecektir. 

 Farklı türler keşfetmek, yeni yazarların kaleminden çıkmış kitapları okumak, bu, severek yaptığınız aktivitenin her daim mutluluğunuzu olumlu etkilemesine yardımcı olacaktır. Hayatın her alanı için geçerli olan bu taktik, mutlu hissettiren aktivitelerin etkisini kalıcılaştırır, bizi stresin olumsuz etkilerine karşı korur. 

 Mutluluk üzerine çalışmak konusunda okuyucularımıza ne önerirsiniz? 
Mutluluğun bireysel tanımını keşfetmek! Sizi ne mutlu ediyor ve neden mutlu ediyor? Bunu anlamak mutluluk seviyesini çok olumlu etkileyecek. Bir de takdir ve nezaket. Hem kendinize hem de etrafınızdaki insanlara karşı. Araştırmalarla da kanıtlanmış bir gerçek bu. Herkesin bildiği ama bilinçli uygulamadığı iki basit ama çok anlamlı kavram. Yaptıklarınızı, yaşadıklarınızı, başardıklarınızı, hatalarınızdan nasıl ders aldığınızı takdir etmek ve kendinize karşı anlayışlı olmak. Elbette etrafınızdakilere karşı da. 

Okumalı.



• Kendini tanıma, mutluluğun ilk yasasıdır.
• Kendini tanıma, düşünce ile eylemin biraraya getirilmesidir.
• Kendini tanıma, kendini kendine eriştirmektir.
• Kendine güven, o zaman nasıl yaşanacağını göreceksin.
• Kendini yönet, dünyayı yönetecek gücü bulursun.
• Kendini-biliş tüm bağımlılıklardan kurtuluştur.
• Kendini idrak olmadıkça hiçbir erdem hakiki değildir.
• Kendinizde düzen olmadıkça, dünyada düzen olmayacaktır.
• Kendinizden başka, ulaşacağınız birşey yoktur.
• Kendinizden başka, kimse size barış getirmez.
• Kendinize yardım etmekle, herkese yardım etmiş olursunuz.
• Kendinizi bilmezseniz, başka neyi bilebilirsiniz?
• Kendinizi değiştirebilirseniz, bir başka değişimin gerekmediğini göreceksiniz.
• Kendinizle meşgulseniz, hiçbir şeye gereksiniminiz yoktur.
• Kendi düşünce biçiminden başka hiçbir şey sınırlayamaz seni!
• Başkalarını tanımak akıllılık, insanın kendini tanıması daha büyük akıllılıktır.
• Gerçek bir arayış içinde olan kişi, kendisini arayan kişidir.
• Düşüncelerinizi gözleyin, düşüncelerinizi gözlemekte olan kendinizi gözleyin.
• Kişi, düzenli, olumlu, salt iyiliğe erdiği an mutludur.
• Ne olduğunu bilmek için, işe önce, ne olmadığını araştırıp-bilmekle başlamalısın.
• Sahip olmadığınızı arayıp duracağınıza, asla kaybetmemiş olduğunuzu bulun. KENDİNİZİ!
• Eğer gerçekten bulmak istiyorsanız, bir tek yeri kazmak zorundasınız. İÇİNİZİ!
• Her ne ararsan kendinde ara.
• Hiçbir şey, sizi, olduğunuzdan, kendinizden daha mutlu edemez.
• Siz, kendiniz de dahil, herşeyin kanıtısınız.
• Dünya ve içerdiği her şey düşüncenin ürünüdür.
• Hiçbir zaman başkasını kendine benzetmeye kalkma. Sadece sen yeterlisin.
• Olduğunuzu düşündüğünüz gibi olma fikrinden vazgeçin.
• Tüm bilimler sizi tarif eder.
• Dünyayı kendi eseriniz olarak görün ve özgür olun!
• Düzen ve uyumu içinizde aramalısınız.
• Önemli olan ne yaptığınız değil, ne yapmaktan vazgeçtiğinizdir.
• Vazgeçmiş olduklarınız önemli değildir. Vazgeçmemiş olduğunuz nedir? Onu bulun ve ondan vazgeçin!
• Farkına varmadan başkalarını aldatmak ne kadar güçse, farkına varmadan kendini aldatmak da o kadar kolaydır.
• Korku, kaygı ve nefrete, düşüncelerimde ve hayatımda yer yok.
• Korku insanı köleleştirir.
• Korku ve açgözlülük, aklın kötü kullanılmasına neden olur.
• Değişmez olan sizin işinize yaramaz.
• Daha yükseğe erişmek, ancak daha aşağıdakinden kurtulmakla mümkün olabilir.
• Çeşm-i insaf gibi kâmile mizân olmaz,
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
• Kim olduğumu bilmediğim zaman çevremdeki herkese HİZMET EDERİM; kim olduğumu bildiğim zaman ise çevremdeki herkesle BİR OLURUM.
• Az korkun, çok ümit edin; az yiyin, çok çiğneyin; az konuşun, çok ifade edin; az kızın, çok sevin.
• Bu dünyada bir insan olabilirsin fakat biri için bir dünya olabilirsin.
• Ben bir insanım ve insan olan hiçbir şey bana yabancı değildir.
• İnsan, bölünemeyen ve parçalara ayrılması mümkün olmayan bir bütünlüktür.
• İnsan, idrak edebildiğine gereksinim duyar.
• İnsan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır.
• İnsan, sadece, hayallerini gerçekleştirdiği oranda başarılıdır.
• İnsan, evrende var olan herşeyi, kısaca "evren bilgisi"ni içinde taşır.
• İnsan, bir yanıyla görmeyi arzu ederken, öte yanıyla da kör kalamaz.
• İnsana sığabilene âlem, âleme sığamayana insan denir.
• İnsanın hakikati, tüm hakikatlerin hakikatidir.
• İnsanın hareketleri, sözlerinden daha yüksek sesle konuşur.
• İnsanın değeri bir kesirle ifade edilecek olursa;

Payı gerçek kişiliğini gösterir,
Paydası da kendisini ne zannettiğini.
Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.

• İnsanlar arasında en eşit paylaşılan akıldır.
• İnsanların sözleri işitmeye gereksinimleri vardır, ta ki gerçekler onlara sözlerden daha yüksek sesle konuşuncaya kadar.
• Eğer bir insan, içinde bulunduğu toplumu aşmayı başaramıyorsa ve onun insanın kendi güçlerinin gelişimine destek mi, yoksa engel mi olduğunu farkedecek yetenekte değilse, gerçek insani özüne ulaşması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.
• Başka insanların zihinlerini bilme arzunuz, kendi zihninizi bilmeyişinizden dolayıdır.
• Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür fakat önce kendini değiştirmeyi düşünmek gerek.
• Bir insanı sevmekle başlayacak herşey!
• Bir insanı köleleştirirsin aldırmaz, köle dersin kaldırmaz!
• Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
• Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir.
• Düşüncelerinizi, kendi tercih ve kararınızla, hareket haline sokunuz.
• Düşüncelerimi seçme gücümün olduğunun farkındayım.
• Her problemin bir çözümü var ve bu çözüm her zaman içimde yatmakta.
• Ne geçmişe bağlıyım ne de gelecekle sınırlıyım. Şimdi, şu anda ve burada yaşıyorum.
• Dünyada herşey incelikten, bir tek insan kalınlıktan kırılır.
• Sonuna dek çaba gösterin ve asla kuşkuya düşmeyin, hiçbir şey o kadar zor değildir, araştırın yeter.
• Bir anlık sabır, insanı büyük felaketlerden kurtarabilir, sabırsızlık göstereceğin bir tek an, tüm yaşamı mahvedebilir.
• Bilgi ve ilerleme yolundaki insanı yolundan geriye çeviremezsiniz.
• Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak da korkudan kurtarır.
• Bilenler konuşmuyor, konuşanlar bilmiyor.
• Düşünce rüzgâr, bilgi yelken, insanlık da kayığın kendisidir.
• Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, okuduğumu anlarım.
• "Niçin" diye sormak bir yere ulaştırmaz, "nasıl" diye sorun.
• Her bildiğini söyleme, fakat söylediğini bil.
• Bilimsel ol ve bekle!
• Ölçüyü sev.
• Sana seni gerek, seni!
• Arzu ve korkuyla hareket etmek bağımlılıktır, sevgiyle hareket etmek ise özgürlüktür.
• Devinim halindeki bilinç, mutluluktur.
• Başarmak, hayallerini gerçekleştirebilmektir.
• İçtenlik ve ciddiyet, olgunluğun işaretidir.
• Tüm mutluluk farkındalıktan kaynaklanır.
• Üzerinde yoğunlaşılması gereken, ŞU ANDA ve BURADA'dır.
• Bu andan itibaren hayatımın hakimi benim.
• Değişim ancak şimdi olabilir, gelecekte değil.
• Asıl olan öğüt vermek değil, örnek olmaktır.
• Sahte olanın reddi, özgürleştirici ve enerji vericidir.
• Cahilliğin başlangıcı yoktur, ama sonu vardır.
• Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir.
• Ona güven ama dayanma!
• Bağımlılık, cesareti yok eder.
• Hırs, başarısızlığın son sığınağıdır.
• Duygular bilgilerle ters orantılıdır. Ne kadar az biliş varsa o kadar savunuş vardır.
• Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkum olmaktır.
• "Niçin" diye sormak bir yere ulaştırmaz, "nasıl" diye sorun.
• İki tip insan var.
1. Pasif (a. Düşünmeyen, b. Düşünmüş)
2. Aktif (Düşünen)

• Üretmenin iki temel koşulu:

1. Hızlı hareket etmek (acele etmeden)
2. Sabretmeyi bilmek

• Olmazsa Olmazlar (En Önemliler)

Kullanılagelenler ;
1. SAĞLIKÖZGÜRLÜK
2. ZAMAN ve ENERJİ
3. BİLGİ ve FARKINDALIK

Uygulanagelenler ;
1. DOĞA ve DOĞALLIK
2. UYUM ve BÜTÜNLÜK
3. GELİŞİM ve DEĞİŞİM

• Tüm insanların hayatındaki ana konular;

• SOLUK
• BESLENME
• PSİKOLOJİ
• FİZYOLOJİ
• EŞEYSELLİK(SEKSOLOJİ)
• İLETİŞİM
• O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini;
çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.
  O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini;
cahildir, ondan uzakça durun.
  O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini;
(belki) uykudadır, onu uyandırın.
  O ki, biliyor ama biliyor bildiğini;
bilge kişidir, onu izleyin.

KADINLARA...


 Bir kadının kaç şapkası olmalı? Birkaç tane yazlık, bikiniye uygun renklerde; bir iki tane kışlık, yünlü sıcak tutan... Aklınıza hemen bunlar geldi, değil mi?

 Oysa ben başka şapkalardan bahsediyorum. Örneğin annelik şapkası, eş-sevgili şapkası, iş kadını şapkası, öğrenci şapkası, evlat şapkası, arkadaş şapkası, birey şapkası... Doğumdan ölüme dek değişen, sabah yataktan kalkarken başlayan, akşam yatağa dönene dek sık sık değiştirmeniz gereken şapkalardan...

 Sabah saatin alarmı çaldığında bir "birey" olarak uyanan, hızlıca duşa giren, tek gözle kuaförde föne giden "kadın"... Ofise kendini atan ve stres altındaki "iş kadını"... Çalan telefon, okuldan gelen haber ile zaman zaman gerilen, yetişemeyen "anne"... Kendi annesinin araması ile yeniden "evlat"... Akşama koşarak eve yetişen, yemek yapan "ev kadını"… Kocasına / sevgilisine sorumlulukları olan "eş"...
Bazen kendine de zaman ayıran, böyle yazılar okuyan, sosyalleşen, arkadaşlarını gören kadın...

 Tanıdık geliyor mu? Okuması bile tempolu ve yorucuyken, aynen böyle bir hayat yaşayan kadının kaç kimliği olmalı ve bu kimlikleri nasıl yönetmeli, düşündünüz mü hiç?

 Hepimize olur, bazen dünya sanki üstümüze gelir, bazen alıp başımıza gidesimiz gelir. Oysaki gidebileceğimiz en uzak yer o an için şehrimizdeki hava limanıdır. Orada bir kendimize gelir, sonra atlar arabaya aynen geri döneriz, ya eve ya ofise. Çünkü mutlaka bir şeylere bağlıyızdır. Ya çocuklara, ya anne-babaya, ya işe, okula ya da işte mutlaka bir şeye...

 Biraz özgürlük için çok çalışmak gerekir, önceden pek çok şeyi ayarlamak, maddi olarak buna sıra gelmesini beklemek gibi. Ve bütün bunlar ayarlanana dek de kuru saat gibi işleriz, pek çok şey de bizimle birlikte otomatik pilotta, tıkır tıkır işler... İyiymiş gibi işler, olabileceğin en iyisiymiş gibi işler, her şey şahaneymiş gibi işler, bu kadar yorulmak zorundaymışız gibi işler...

 Biz bir gün iflas bayrağını çekip de "yeteeeeer" diye bağırana dek, artık hiçbir şeyden keyif alamaz, kendimizi sadece abuk sabuk alışveriş ile mutlu eder halde bulana dek, her şeye ağlamaya veya herkese bağırmaya başlayana dek...

 En son ne zaman çok öfkelendiniz? En son ne zaman sinirleriniz bozuldu gerçekten? Y a da ne sıklıkta sinirleniyorsunuz? Ne sıklıkta içten kahkahalarla gülüyorsunuz? En son ne zaman kendinizi çok mutlu hissettiniz? En son ne zaman kendinizi tamamlanmış ve harika hissettiniz? Peki, umudunuzu ne zaman yitirdiniz?

 İyi haber şu ki, yalnız değilsiniz ve kaybettiğinizi sandığınız umut aslında çok yakınınızda. Hatta sadece birkaç adım ötenizde:

 İlk adım:
Derin bir nefes alın ve sakinleşin. Hayatınızı tam da istediğiniz gibi dönüştürmeye niyet edin. Bütün vücudunuz buna inanana dek bu adımda kalın.

 İkinci adım:
Sadeleşin. İhtiyaç duymadığınız her şeyi, her şapkayı atın! Daha az eşya, daha az kimlik, daha az sorumluluk, daha az iş, daha az insan ile hayatınızda daha çok "siz" olursunuz. Kıyafetten tutun da evdeki eşyalarına, eski dergilerden kalabalık buzdolabına kadar pek çok şeyden kurtulun. Attığınız her şeyde ve masanızda, ofisinizde, evinizde açtığınız her santimetrekarede daha çok siz olacaksınız. Eski düşünceleri ya da eskiye dair düşünceleri, gelecek ile ilgili kaygıları, korkuları da bu adımda atarsanız şahane olacaktır. Hafifledikçe güçleneceksiniz. Hem bedeniniz hafifleyecek hem zihniniz.

 Üçüncü adım:
Kendi anlamınızı bulun! Söylemesi çok kolay ama tek başına yapması en zor adım belki de. Hayat sizin için ne demek? Nasıl bir hayat sizin için harika olurdu? “Ooo şimdiki ile ilgisi yok” demeyin, unutmayın ki şimdiki hayatınızı da siz yarattınız veya sürdürerek buna izin verdiniz. Bu sorumluluğu alın ve bugün hayatımızda her ne oluyorsa, bir gün bize iyi gelmiş olması ihtimalini hatırlayın. Şu an hangi şapkayı takıyorsanız, kafanızı sıksa da, rengini hiç sevmeseniz de, hediye edilmiş de olsa ya da kendi zevkinize göre bir şapka alma şansı verilmemiş de olsa, susarak veya sadece isyan edip çözüm üretmeyerek buna siz de izin verdiniz. Önce olanı kabul edin, sonra olmasını istediğinizi hayal edin. Ve bu hayale hayatınızı adamaya hazır olun. Kolay değil, acısız değil, kimseyi üzmeden yapabilirsiniz demiyorum, çocuk oyuncağı hiç demiyorum. 

 Dediğim şu; eğer şu an hayatınızdan memnun değilseniz veya hayatınızda memnun olmadığınız her ne varsa; önce bunda payınız olduğunu kabul edin, bunu değiştirmeye niyet edin ve ne istediğinizi en somut hali ile tanımlayın. Bütün kalbiniz ve ruhunuzla tanımlayın.

 Dördüncü adım:
Yaratmak istediğiniz yeni dünyanıza şartsız, yürekten ve yüzde yüz inanın. En ufak bir tereddüt sizi yaprak gibi savuracaktır. İnanç en büyük motivasyon kaynağınız ve içinizdeki güçleri dışarı çıkartacak kaldıraç olacaktır. Kendinize, istediğiniz şeyi hak ettiğinize, bunu yapabilecek gücünüzün olduğuna inanın. 

 10 cümle ile yazılan ama uygulaması bazen haftalar bazen aylar süren, bizi mevcut kimliklerimiz içinde arapsaçına dönmüşken ayıklayan ve en iyi halimize dönüştüren 4 adım...

 Hep ileri doğru atılması gereken, altında pek çok korku, endişe, alışkanlık, bağımlılık, öğrenilmiş çaresizlik bırakan 4 adım...

 Aynı zamanda sizi "ideal siz"e götüren 4 adım... Tüm kimliklerin dengelendiği, özgür, güvenli, huzurlu ve coşkulu bir "kadın" yaratan 4 adım... 

Bunun için gereken ise sadece 4 şapka:
Hazırlık için "güvenlik" şapkası
Sadeleşmek için "temizlikçi" şapkası
İşe girişmek için " savaşçı" şapkası
Evrenin size yardımcı olması için "teslimiyet şapkası"


 En iyi haber de, zaten hepsini her gün farkında bile olmadan yanınızda taşıyorsunuz.





-alıntı-

İnsan Oğlu


Birisine kızarsın, başka birisi seni mutlu eder
İkiside insandır.
İnsanlığa lanet edersin, kendine küfür edersin...
Gene bir et yığınına teslim olursun.
Sevmeyecem dersin, ama et yığını içinde bir kalbin oynuna alet olursun.
Ne kadar kızarsan kız, ne kadar kaçarsan kaç, yine günün birinde aynı hatayı yapacaksın.
.
.
.


Hayır,Anlamadığım Ben Neyim?



     Bugün yalnız kaldığımda sordum kendime "ulan fizikte üstün değilsin, kimya, matematik desen onlarda da diğerlerinden farkın yok."Peki sosyal aktivitelere bakayım çooook fazla arkadaşım yok öyle herkesle muhabbeti olan bir insan da değilim. El yeteneğimin olmadığını öğrendim bugün belki de ondan başladım bunları sormaya ama bence yaşamda ki temel amacı bulmak için buna cevap bulmam gerek...

     Mesela bir arkadaşım var oyun konusunda gayet iyi adam .Benden kat kat daha iyi. Bir başkası var eğitim olarak benden çok ileride . Bir diğeri var ben daha tuttuğum takımın oyuncularını bilmiyorken o maçlara gidiyormuş. Daha çoğaltayım mı örnekleri? Biri var yemeklerden çok iyi anlıyor ve onun yaptığı yemekten annemin yaptığı yemeğin lezzetini alıyorum.

    Bazen kendime" lan amk ben neden bunların hiç biri gibi değilim." desem de kendime bir cevap buluyorum .Onlar gibi olacaksam neden kendime "ben" diyorum.Sanırım ben onlarla bir şeyler paylaşmayı ve konuştukları dili anlamayı seviyorum. Yani eğer The Big Bang Theory izliyorsanız durumum Sheldon'ın her konuyu bilmesi gibi düşünün. Tabi kendimi Sheldon reyiz ile kıyaslayamam :)

    Neyse ben şimdi aynen yaşamaya ve o arkadaşlarımdan daha çok şeyler öğrenmeye gayret edicem. İnşallah üniversiteyi bitirebilirim...Bi kasmayın amk sizin yüzünüzden biz kalcaz... (#FD)

BEN BİR DELİYİM!!!




Beni akıllı sanıyorlar, gülmüyorum insanlara ben bir deliyim diyorum içimden gülmüyorum. Neden güldün diyorlar.
- Hiç diyorum... Aklıma bir şey geldi de ona gülmüyorum.

Onlar anlamıyor beni, gece yatağıma uzandığım vakit gülüşüyoruz arkadaşlarla ben onlara bugün ne yaptığımı anlatıyorum. Onlarda kendilerini anlatıyor, galiba onların hayatları benimkinden daha renkli kıskanıyorum onları çok güzel yaşıyorlar ben neden yaşayamıyorum ben neden onların yaptıklarını yapamıyorum. Teselli ediyor en yakın arkadaşım beni gülüşüyoruz tekrardan

Benim uyumam lazım diyorum kızıyorlar bana onlar hiç uyumuyorlar ben dayanamıyorum hemen gözlerim kapanıyor. Sabah oldu mu? Gidiyorlar yanımdan bulamıyorum geceleri de ben uykuya daldı mı gidiyorlar sanırım

Bir gün bir numara yaptım onlara uykum var dedim gözlerimi kapadım ama uyumadım onları seyrettim, gene her zamanki gibi gülüşüyorlardı çok mutluydular bende tutamadım kendimi bende güldüm o an çok kızdılar bana yalan attığım için.Gitmeyin dedim bırakmayın beni dedim gittiler...

her gece onları bekledim artık sabahları uyuyordum yemek yemiyordum bekliyordum.Onları gelmediler. Bende onlarla birlikte dolaşmak istiyordum ben uyuduktan sonra ne yapıyorlardı acaba merak ediyordum

Onlarda gitti, arkadaşım kalmadı gülmüyordu yüzüm. Artık karanlık daha aydınlık geliyordu…

Yaşamayı bilmeli ..


İnsanlar birbirlerinden hep iyi niyetler bekler..Lütfen dua et olsun...Geçenlerde bir olay yaşadım.Bir tanıdığım bir mülakat için dualarımı istedi ve ekledi ; yetimlerin duaları kabul olur..Oysa o benden daha kıdemli bir yetimdi :) '' sen daha eski yetimsin hayırdır sen niye etmiyorsun ? '' dedim. ''Ben kaşarlanmış yetimim '' dedi.. Haklıydı nitekim..Epeyce gülüştük.

Herkes bazı konularda kaşarlanmıştı .Kimileri farkındaydı kimileri değildi.Böyle kaşarlanmış bir durum mu olurmuş demeyin ,olurmuş demek ki..Hayatta ne yaşarsak yaşayalım hangi durumlarda olursak olalım gülmeyi bilmemiz lazım.Durumumuz ne olursa olsun kendimizle eğlenmeyi yeri geldiğinde alay etmeyi bilmeliyiz.Hayatımızda elbette kötü olarak nitelendirdiğimiz şeyler yaşayabiliriz,yaşarız .Önemli olan onlarla birlikte mutlu mesut yaşamayı becere bilmekte...

Ölüm!!


     Yarın, öleceğimi bilsem; ilk işim bol bol, yemek yemek olurdu.Öbür tarafta yerim garanti zaten. Midemdekilerini anca eritir o sıcaklık... eee yerim garanti diye boşuna demiyorum.

Abi ölüm, nerde geleceksin, beni bulacaksın bilmem ama tek isteğim var. Şu Türkler bir araba yapsında kendilerine bakalım, bu sefer gene neyi unutacaklar sadece bunu merak ediyorum.

                                                                Ölüm seninde azrailinde benim!

Sigaramın Dumanı



Bağımlı dediler… içtim
Ciğerlerine zarar verir dediler içtim
Bilmiyorlar ki; Ben sigaramın dumanıyla anlatabiliyorum sevdiğim insanı
Sigaramın dumanı ile avutuyorum kendimi
Her ciğerlerime çekişimde Kalbime söz geçiremediğim içindir içmem

Seni her karşımda gördüğümde konuşamıyorum.
Bir duman çıkarıyorum ağzımdan adın yazılı oluyor
Arkasından bir nefes daha alıp bir duman daha çıkarıyorum seni seviyorum yazıyor bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum
Ben sigaranın değil, senin bağımlın olmuşum.

ZuhuraT öneri  Sigara

BEN DİLENCİ DEĞİLİM


Bakan kemoterapi gören kızın eline para tutuşturdu

Özçelik: Ben dilenci değilim İNSANLIK (bakan? İnsan? Akp? ) konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız.
Bakan : al şu parayı BAŞKA NE YAPACAĞIM?  al onu al orda epey bir para var onu cebinden düşürme..

ÇARESİZLİK (bakan???)
YOLSUZLUK (BAKAN + + + )

TO­Kİ­’de­ki yol­suz­luk
TO­Kİ­’den so­rum­lu Ba­kan Er­do­ğan Bay­rak­tar yol­suz­lu­ğu ka­bul etti.
Er­do­ğan Bayraktar: TOKİ, 55-60 mil­yon li­ra do­lan­dı­rıl­dı. Bun­da be­nim de so­rum­lu­lu­ğum var!!!
Bu cümleden sonra olması gereken; İSTİFA
Fakat olan;
Baş­ba­kan Er­do­ğan ise “Ni­çin ka­mu­oyu önün­de böy­le ko­nuş­tun!” şeklinde fır­ça attı.







ZuhuraT Çıkarımlar

-Bayraktarın gözünde çaresiz insanlar birer dilencidir...
-Bayraktar her şeyi para ile haledeceğini düşünüyor.. (her şey: aklına geliyorsa koy ben yazamıyorum.)
-Ka­mu­oyu önünde suçunu kabul etmeyeceksin ki kendinle çelişmeyesin... (BiliyorsunuzBaşbakan Erdoğan bu konuda profesördür. Kendi deneyimlerini, öğrencileri ilepaylaşıyor )




Zuhurat ne demek, ne anlama geliyor?


ZuhuraT gerçekleşeceği düşünülmeyen, umulmadık, olağandışı olgular anlamına gelmektedir


ZuhuraT gerçekleşeceği düşünülmeyen, umulmadık, olağandışı olgular


Kaynak : TDK

HENÜZ



Yitiriyorken birbirimizi

bir şeyler bulduk birbirimizden.
neden diye sordum ama ben hep
neden bilinmezlikle göç etmek birbirimizden ?
ve nereye yol almak ?
işte bunların cevabı yok henüz..

Alayı Yanal Donal!!

   
       Arkadaşların var dimi? Peki kaç tane? Say bakalım...Ali, Veli, Ahmet Mehmet, Ayşe,Fatma ...Ne güldüm ya . He amk he hepsi senin arkadaşın,hepsi güzel bir şeyler söylediğinde seni övüyor dimi?. Ya bırak gözünü seveyim hepsi yalan dolan bunların

       Geçen gün arkadaşlarımı sayayım dedim. Sonra yemedi facebooktan arkadaşlarıma bakayım burada olmayanları da ekleyip bir sayı tahmin edeyim dedim. Peki size bir soru parametleri nasıl ayarlıcam? Neye göre ? Kime göre arkadaşım lan bunlar benim? Kimisi var 10 ay konuşmasam tek lafıyla yardımına giderim, kimisi var "kardeşim nabıyon" dese "iyi la "derim ,geçerim ( aga , kanka vs kullanmadım, büyük tepkidir).Neyse bir sayı bulamadım ya vazgeçtim saymaktan.Sonra dostum kaç tane dedim. Hoppalaaaa bir çıkmaz daha ...

     Ama çözümü buldum gibi her gittiğim ortamda önce itici biri olmaya çalışıyorum önce, nee bileyim istenmeyen insan ama yalancı felan değil hea. DÜZ insan olmaya çalışıyorum. Çokta işime yaradı, İlk denememi bundan 8 ay önce 1. sınıfa başlarken yaptım ve şimdi etrafıma bakıyorum gereksiz insanların hiç biri yok etrafımda . Her mühendisin hayali olan güzel kızlar,partiler bilmem neler yok ama adam gibi insanlar var. Daha fazlasına da ihtiyacım yok sanırım, sonuçta bir bedende beyin olmadıktan sonra güzellikte çokta mühim değil  ;)


cya....Losers

BİLGİ-SİZSİNİZ !


Bu günlerde gözüme bir kaç pankart takıldı..Her yere asmışlardı üzerinde BİLGİSİZSİNİZ  yazan bez parçalarını.Derin düşünmek lazımdı belki de , kelimeler üzerinde yoğunlaşarak mesajı almak..Gerçekten BİLGİSİZ miydik ? yoksa BİLGİ biz  miydik ? Kaç insan bunun farkına varmıştı ? Bilgisizliğinin veya bilginin de  her şey gibi kendin de olduğunun...


Atatürk niye tartışılıyor?

Ey sağduyulu insanlar: Hiç dünyada böyle bir şey gördünüz mü? 1938’de vefat etmiş bir liderin bu kadar tartışıldığını, her gün köşe yazılarına konu edildiğini, taraftarlarıyla karşıtlarının kanlı bıçaklı olduğunu hatırlıyor musunuz?

Dünyada böyle bir örnek var mı?

Amerikan basını kendi liderlerini unutmuş durmadan Atatürk’ü yazıyor, Fransız basınında De Gaulle’den çok Atatürk adına rastlanıyor, Britanya’da adı, Churchill’den fazla geçiyor.

Bu size garip gelmiyor mu?

Bütün dünya niçin işi gücü bırakmış da 130 yıl önce Selanik’te doğmuş olan bir Osmanlı çocuğuyla ilgileniyor? Dertleri onun tarihteki rolünü anlamak mı (bize bu kadar meraklı olduklarını hiç sanmıyorum) yoksa işin içinde başka bir iş mi var?

Birazcık aklı olan herkes, bu işin durup durup neden köpürtüldüğünü merak etmez mi?

Eder elbette.

İşte benim cevabım:

Türkiye Cumhuriyeti anormal şartlar altında oluşmuş bir ülkedir. İmparatorluğun Batı tarafından planlı bir şekilde çökertilmesinden sonra Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkasya’daki Müslüman Osmanlı tebaası, son kale olarak Anadolu’ya göçtü. Bu -kılıç artığı- insanların kültürleri, âdetleri, yaşam biçimleri farklıydı. Bu büyük farklılıklar, Anadolu’da zaten karmakarışık olan etnik ve dini yapıya eklenince, acayip bir karışım doğdu.

O ‘karışım’ın hayatta kalabilmesinin ve bir arada yaşayabilmesinin tek şartı, yeni bir ulus ve yeni bir devlet oluşturmaktı.

Bu iş başarıldı ama Batı’daki gibi, zaten var olan homojen bir ulus, bir devlet yaratmadı. Tam tersine, yeni devlet bir ulus yarattı.

Bu karmakarışık yapıdan bir ulus yaratan iradenin başında ise Mustafa Kemal vardı. Ernest Renan, “Hiçbir ulus devlet, geçmişi çarpıtılmadan yaratılamaz“ der. Türkiye Cumhuriyeti de bunun dışında değildi elbette. Tarihi kendine göre yeniden yazdı, içinden çıktığı Osmanlı’yı hain ilan etti, Ziya Gökalp adlı Kürt asıllı bir düşünürümüzün ortaya attığı “Türkçülük tezi”ne aşırı bir önem atfetti; yani bir sürü aşırılık yaptı.

İstiklal Mahkemeleri’nin adaletsizliği ise bu aşırılıkların en acıklı örneklerine imza attı. (Mesela Orhan Kemal’in babası Raşit Kemali Bey, bu mahkemelerde görev yaptığı zaman, akşam yemeği sırasında asi sandığı birçok kişinin idamına karar verdiğini, hükmün hemen infaz edildiğini, oysa ertesi sabah bunların zavallı at hırsızları olduğunun anlaşıldığını doğrulamıştır.)

Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi İstiklâl Harbi kahramanlarına yapılan muamele de korkunçtur.

Dersim de bir zulümdür.

Elbette ki aradan bunca yıl geçtikten sonra bunları konuşacak ve yanlış uygulamaları eleştirerek demokrasimizi olgunlaştıracağız.

Buna aklı başında kimse itiraz etmez.

Ama bugün esen rüzgârlar, bunu amaçlamıyor. İstedikleri tek bir şey var, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Hitler gibi bir cani haline getirmek.

Çünkü bunu başardıkları gün, Türkiye Cumhuriyeti gayri meşru hale gelecek. Nasıl Hitler’in III. Reich’ı gayrı meşru ilan edildiyse, “bir caninin kanla kurduğu T. C.” de o hale sokulacak.

Bazılarının bilinçli, bazılarının ise bilinçsiz olarak girdikleri yol bu.

***


Bilirsiniz; camilerde kubbeleri bir tek kilit taşı tutar. Bu taşı çekerseniz, ona yaslanmakta olan diğer taşlar gümbür gümbür çöker.

Mustafa Kemal, bu cumhuriyetin kilit taşıdır. Çünkü devlet ve ulus, onun iradesiyle kurulmuştur. Cumhuriyeti yıkmak isteyenler ise bu gerçeği, yani ülkenin Aşil topuğunu çok iyi bilmektedirler. Atatürk’ü Miloşeviç gibi bir suçlu haline getirebilmek için gösterdikleri bu sabırsız iştahın sebebi budur.

***


Atatürk’ü yıkmak, onun dayandığı üç unsuru devirmekle mümkün olabilirdi. Neydi bu üç unsur?

Partisi, ordusu ve halktaki sevgi.

Önce partiyi yıktılar. Cumhuriyet Halk Partisi kâğıt üstünde varlığını sürdürüyor ama artık kesinlikle aynı parti değil. CHP’nin yerinde yıllardır yeller esiyor.

İkinci sütun olan ordu ise perişan. Bunu sadece son dönemlerdeki duruma bakarak söylediğimi sanmayın sakın. Bu ordu yıllar önce, (Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak) iç politikaya, darbelere, işkencelere bulaştığı, Güneydoğu’daki savaşı bilerek uzatanları içinde barındırdığı ve emperyalizmin hizmetine girdiği gün bitmişti. AKP sadece, bu bitmiş kuruma son darbeyi indirdi.

Atatürk’ün üç dayanağından parti ve ordu bitirildikten sonra, sıra üçüncü ayağa geldi. Yani onu sevenlerin kalbindeki yeri. Şimdi oyunun bu son perdesi oynanıyor. Mustafa Kemal’i itibardan düşürme gayretleri sergileniyor. Bir devrim döneminde ortaya çıkan bütün fenalıklar, suçlar, kabahatler ona yüklenmeye çalışılıyor.

Bu da başarıldığı gün, bilin ki Türkiye Cumhuriyeti çökmüştür.

***


Bazı mesajlarda bana diyorlar ki: “Yahu bu rejim sana kötülük etmedi mi, ordu genç yaşında seni hapislerde süründürmedi mi, evini barkını yıkmadı mı, mahkemeler seni yargılamadı mı, albümlerini yasaklamadı mı, merkez basın seni kaç kere lince tabi tutmadı mı? Nasıl olur da bu düzeni savunursun?”

Sevgili arkadaşlar; doğrudur, haklısınız. Türkiye’deki zalim rejimin acılarını en çok çekenlerden birisi benim. Yapılanları anlatsam kitaplara sığmaz. Hayatım bu zulüm rejimine karşı mücadele ederek geçti. Ama hükümetlere, cuntalara karşı mücadele etmek başka, ülkeyi yıkmaya çalışmak başka. Ben hiçbir zaman ‘vatan haini’ olmadım. O cuntalardan, generallerden, başbakanlardan, polis şeflerinden çok daha fazla sevdim bu memleketi. Karşılıksız sevdim, kötülük gördüğüm halde sevdim. Gerçek yurtseverler bizleriz. Bu yüzden; ülkeyi yıkmak için Mustafa Kemal’i itibarsızlaştırmak oyununa karşı çıkıyorum.

Siz 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, ordu yüzüne Kemalist maskesi takmışken benim hiç Atatürk’ten söz ettiğimi duydunuz mu?

Elbette duymadınız. Çünkü o zaman iktidar kendisine Kemalist diyen zalim bir grubun elindeydi. Atatürk’ü övmek ödüllendiriliyordu, buna tenezzül edemezdim.

Ama şimdi oyun farklı. Dün Mustafa Kemal’i eleştirmek tehlikeliydi, bugün ise onu savunmak.

Ama benim de, tehlikeli bile olsa gerçeği söylemek gibi bir huyum var. Ne yapayım!



ZÜLFÜ Livaneli

Kaynak: www.gazetevatan.com

Akıl Hastanesinde

                 
Şımarık mı doğdun ?
Yoksa büyüdükçe mi yükseldi  topukların ?
Endamını çizmiş
Saçlarını özenle vitrine saçmışsın
Tüm insanlığa zarafeti tanıtabilmekte
Ne kadar süsü yeter bulmuşsun ?
Burada öylece oturan beni etkilemede
Ne denli bir cilveyi kafi görmüşsün ?
Gerçekten de gördüğün kadar kayıtsız mısın ben gibilere ?
Ses tonundaki yollar kadar uzak mısın hislerden ?
Sende komik bulduğum ne var, biliyor musun ?
Akıl hastanesinde topuklu ayakkabılarla yürümek beş para etmez!

Kırık Aynalar




05 Nisan 2013


Düşmanca korkuyorum kendimden.


Seni ödünç verilen hayaller kadar çok seviyorum...

3 Nisan 2013


Santim santim senden uzaklaşıp, dönüp de güleceğim yüzüne, yazılanlarla değil; yazacaklarımla…




En derin okyanuslarda boğulmayıp; bir damla gözyaşında boğacağım ölümüme senide tanık edeceğim.




Her gece ölümü tadar insanoğlu; her sabah ölüm korkusuyla uyanır.


Formaliteden yaşıyoruz

Yıkılan hayallerin molozları arasındayım kaçmak istiyorum, hangi yöne gideceğimi bilmeden kaçıp uzaklaşmak.

1 Nisan 2013


Dünya küçüldükçe insanlıkta bir o kadar küçülüyor.


31 Mart 2013


Dalmak lazım en derine
Suyun olmadığı kadar derine
Basınçtan kalbinin patlatacağı kadar derine
Derine dalmak lazım


29 Mart 2013


Ben bir seri katillim; hayallerimi gene katlettim belki de bundan zevk alıyorum.


28 Mart 2013
Bir taşa adın yazılıp baş ucuna konursa, bil ki en güzel vakti yaşıyorsun.



Satmalıyım bütün dünyayı çekip gitmeliyim bu yerden.


27 Mart 2013


Hikâyesi olmayan batık gemidir benim hayatım


26 Mart 2013


İnsan, mutlu olmak istediği için mutludur
Kimse mutsuz olmak istemez ama mutsuzdur
Mutluluklar geçici, mutsuzluklar kalıcıdır.



15 Mart 2013


Uçurtmalar kadar özgürüz bu hayatta..


11 Mart 2013


Yaşama sebebim sokak lambaları her biri umudu simgeler. Issız sokakta bile seni yalnız bırakmaz siluete kavuşur bedenin.

 
NOT: TÜM İÇERİK http://zuhurattt.blogspot.com a aittir…

Pazar günü mü? Doluyum canım ya



        Geçenler de bir arkadaşım aradı. "Hacı pazar günü nabıyon? Çıkalım dışarı takılırız" dedi,  "Aga yok çok işim var pazar günü" dedim. Peki, neden böyle bir şey yaptım ki ben şimdi?

       Küçüklükten beri pazarları bana evde oturma veya evde bir aktiviteyle uğraşma günü gibi gelir. Bunun sebebinin ailemin işçi olmasından ve sadece pazar günlerini tatil yaparak geçirmelerinden ötürü olduğunu düşünüyorum. Eğer başka bir bahane bulmamı isterseniz büyük olasılıkla  dışarı çıkıp boş boş gezmeyi evde televizyon izlemeye tercih ederim sanırım. Boş muhabbet gibi gelebilir fakat kendinizi bir pazar günü izleyin. Çoğunlukla ne kadar boş iş varsa pazar günü yapılmaya çalışılır.


      "La hiç mi gezmeyeahh !"  diyen arkadaşım  sen sosyalleşmek istiyorsan gez tabi hatta bu yazdıklarımı okuma boşuna ama eğer daha eğlenceli ne yapabilirim diyorsan basit. Hiç okumadığın sallamadığın bir kitabı eline al az biraz okumaya çalış..Okuyamazsan fotoğraf albümün vardır illa aç eskileri hatırla...Hadi saçma geldi , aç bir film izle bence, "amannnn ne filmi" diyorsan sevdiğin bir arkadaşını çağır varsa yapboz alıp gelsin. Çok fazla aktivite var aslında seçenek olarak ama bizim aklımızda ki gezelim aga ama bildiğimiz yere gidelim anlayışı zikiyo bizim pazarlarımızı.


   Pazarlarını hafta sonunu, hafta içini ziktirtme arkadaş... Gezeceksen de git müze gez, tiyatroya git, sinemaya git


   Saygılar...


Apophis



Apophis: Mısır mitolojisinde, Nil Nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. Şeytani bir cin/iblis olan Apophis karanlığın ve kaosun simgelerindendir YOK EDİCİ olarak bilinmektedir


Son olarak Apophis ismini 2036 yılında dünyaya çarpacağı düşünülen göktaşına da isimini vermiştir
Apophis yani 20 milyon tonluk 300 metre çapındaki göktaşı; bu göktaşının dünyaya çarpması halinde çok büyük sonuçlara yol açabilir...
Yapılan hesaplamalara göre bu çarpışma yaklaşık 27 bin kilometre hızla gerçekleşecek yani Hiroşima’ya atılan bombadan binlerce kat daha büyük bir etkiye sahip olacak.(Hiroşima’nın 30 bin katı)

2029’da dünyanın 32 bin kilometre 2036 da ise 22 bin 208 km yakından geçecek... Nasaya göre En tehlikeli tarih 13 Nisan 2036.Bu çarpışma gerçekleşirse İngiltere büyüklüğünde bir ülke yok olabilir…

Apophis büyük ihtimalle kuzey yarımküre Amerika, Kanada veya Okyanusa çarpacağı düşünülüyor bu çarpma sonucunda 30-40 metre yükseklikte tusunamiler olacak, birçok şehir yok olacak ve oluşacak toz bulutları bir yıl boyunca güneş ışınlarını dünyaya ulaşmasını engelleyecek...
Küçük bir ihtimalde olsa  bu çarpışmadan sağ kurtulduğumuzu düşünelim.
Atmosferdeki deliği de bir şekilde halettik
1 yıl boyunca güneşi görmesek ne olur?
 Isı olmayacaktı yani dünya buzlar içinde kalacak
güneş olmayacak yani gün ışığı olmayacak sürekli karanlık...

Güneş olmasa fotosentez olmayacak oksijen ihtiyacımızı nasıl karşılıyacaz?
Var olan oksijen bize yetecek mi?
Bitkiler oksijen üretmeyeceği gibi havadaki oksijeni emecekler hatta karbondioksite çevirecekler vs vs... 
kısacası bizde 2-3 haftaya kalmaz kurtulduğumuza pişman oluruz....


http://www.dailymotion.com/video/x88jhb_apophis_travel#from=embed

Parçalı Bulutlu




Bugün hava parçalı bulutlu, sıcaklık 20 derece, nem % 54 ne sıcak ne soğuk bir hava var
Fakat; anlatacağım hava değil.
Kendimi anlatacağım beni fark etmeyen bir kızı

Günlerden birisinde güneşin aydınladığını sandığım penceremde bir tıkırtı işte o beni fark etmeyen kız cama vuruyor meğer güneş sandığım oymuş adımı söylüyor. Kalbim benden ayrı cevaplıyor buradayım diyor. Sahip çıkamıyorum bir türlü; hakim olamıyorum ben senin sahibinim diyorum beni dinlemiyor. sen bana aitsin diyorum hayır diyor isyan ediyor nerden öğrenmişti ki kalbim isyan etmeyi ne zaman bilinçlenmişti. Kendi istediklerini yapmaya çalışıyor bedenimde ağır yük olmaya başladı...

...Çok geçmeden camdan dışarıya baktım işte o tam karşımda gülüyor nerede kaldın diyor. Cevap veremiyorum. Perdenin arkasındaydım ama açıp sana  kalbimi dinletmek istemedim kendi bedenime otoritemi kurana kadar bekledim diyemiyorum… Ah sen ne zaman anlayacaksın seni sevdiğimi ne zaman gözlerin gözlerimde yazan yazıyı okuyacak.

Bana bir şeyler söylüyordu sanırım ağzı oynuyordu ama ne diyordu bilmiyorum. Adımı söyledi tekrar bana bakarken bunu anlamıştım bir tek sen beni dinlemiyor musun dedi yüzü asıldı bir anda kalbim o an bana öyle bir isyan etti ki... Orada yığılıp kalacağım zannettim hatta ölüm denilen adi ile ilk kez o zaman burun buruna geldim…

Sürekli aklımda o güzel kız vardı ya o ölürse kendimi bile düşünemiyordum ne haldi bu...
Buna aşk diyorlardı başkaları ama bu bana ait bir duyguydu neden herkesin ismini verdiği bir şey olsun ki ben buna aşk demeyeceğim.
Ona herkesin söylediği bir kelimeyi kullanamazdım kelimeleri bile kıskanıyorum herkesin birbirlerine dediklerin laf aykırı geliyor bana yaaaa gene unuttum onu gözümün önünde benim düşündüklerime bak zaman geçmiyor dediğim an 15 dakikadır burada bekliyorum dedi. Ne diyeceğimi bilemedim dillim sürüştü taaaamam geliyorum dedim.
- Nerde bu çorabım!
amma pis kokuyor bunlar yav. Temiz çorabım kalmamış yüzüm asıldı biraz utanç duyuyorum.

Kapıya geldim kalbim yine ihanet ediyor bana lütfen yalvarıyorum yapma bunu bana boncuk boncuk terliyorum Allah kahretsin yaa iğrenç gözükeceğim.

Açtım kapıyı; Çarparak çıktım halime isyan edercesine...

Karşımda gene o; hayallerimi çalıyor resmen…
Bana ne diyecekti ki; yüzüme baktı. (Nasıl anlamıyordu benim onu sevdiğimi daha ne yapabilirdim ki beni anlaması için.)
İsyan ediyordum içimden ama yüzüm nasılda gülüyordu şapşallaştırdı beni. Yine ağzı oynuyordu bir şeyler diyordu ama anlayamıyordum “ne diyorsun kızım” demek geçti içimden diyemedim diyemezdim ki kızdı gene bana ben  ne yaptım ki şimdi.

Tatille ananesinin yanına gideceklermiş...
Bu şimdi nerden çıktı nereye hemen ben ne yapacaktım onsuz bende giderim onunla birlikte sokaklarda yatarım. O beni görmeden ben onu seyrederim her şeyi unuturdum. Bu bir veda olmamalıydı...

Gitmişti işte… İlk fırsatta arayıp seni seviyorum diyecektim.
Bir gün sonra bir haber geldi trafik kazasında ölmüştü. Daha ona onu sevdiğimi söyleyemeden beni burada bıraktı. Ölmüştü

O günden sonra herkese her şeye kızıyordum kimse ile anlaşamıyordum herkesten uzakta odamın bir ucunda oturup. aptal diyordum kendime aptal, sen korkağın tekisin, sen hiçsin...

Aslımda bende ölmeliydim ondan ayrı yaşayamazdım ki bu hayatta başka ne görevim vardı. Ben onsuz bu hayatın neresinde yer alacaktım...

O sabah erken kalktım mezarına gittim. Bir mektup yazmalıydım.
Nasıl başlamalıydım ki bilemedim fakat; birşeyler karalamalıydım bir şeyler anlatmam lazımdı geride öylece bırakmamalıydım insanları

Sevgili dünyada var olma amaçlarını unutan insanlar
Benim gibi korkak olmayın. Altına ekledim
Anne ve Baba bu yaşıma kadar beni büyüdüğünüz için teşekkür ederim. Ama bana sevmeyi öğretemediniz içinde size kırgınım yazacaktım ama onları üzmeye hakkım yoktu gidiyordum neden insanları vicdan azabına maruz bırakayım ki sizleri seviyorum dedim. not beni sevdiğimin yanına gömün.

Bileklerimi kestim işte yavaştan gözlerim kayıyordu...
Ölüyordum Allah’ım beni sevdiğimin yanına gönder lütfen!  Beni, onsuz bırakma… Bu dünyada aldın onu benden orada ayırma.

Yol ayrımı... Kendine ihanet etme bildiğin gibi yaşa hayatı.

BİLGİSAYAR (Bil-gi-sa-yar)




'' Bil '' Bilmekten gelir.
''Gi'' Bir gıdanın kan şekerini yükseltme kapasitesi.''glycemic index'' kısaltılmış halidir.
''Sa'' Türkçede gereklilik anlamı taşır
''Yar'' Sevgilidir.

Eeee..! gerisini de siz düşünün bilgisayar denilince aklınıza gelmesi gereken; bilgi, sevgi, gereklilik; yani sinirlerinizi altüst eden...

Sevgi ve gerekliliği bağımlılıkla ifade edebiliriz.
Ne kadar çok şey bilirsen bir o kadar çokta kan şekerin yükselir…


John Logie Baird,Vinton Cerf ve Alexander graham bell



Üç silahşorler, günahkârlar çetesi, adı lazım değiller.

 John logie baird Televizyon

Vinton Cerf İnternet

Alexander graham bell Telefon 

Size Tit'i anlatacağım.

Sizlere Titten bahsedeceğim. Zamanını  bu üç oluşum üzerinde geçiren bir delikanlıydı. Tit sabah erken kalkmak için telefonun alarmını kurardı  kalktığı an yüzünü yıkamak yerine televizyonun düğmesine basardı. Eline aldığı telefondan internette girer ilk önce facebook'a daha sonra twitter’a girer vaktinin çoğunu böyle geçirir yemek yemeyi bile unutturdu.

Sıra gelmiş günlerden birisini yaşarken o gün bir terslik yaşandı. Edison olacak o adam elektriği kesti. Titin biranda yüzü düştü,düşünemez oldu. Tit'e o gün ev dar geldi... Kendini sokağa attı. Tit  televizyon, telefon ve internetsiz ne yapılabilir ki diye kara kara düşünürken. Karşıdan gelen bir otomobil gördü ve o an hayatı için yeni bir şeylerle uğraşabileceğini aklına getirdi ve ilk fırsatta Nicholas Cugnotı yanına gitti ve ondan ona bir araba yapmasını istedi.

Tit artık arabalarla haşır neşirdi... Çok geçmeden buda onu tatmin etmedi eve geri dönmek istemiyordu yeni yeni şeyler denemek istiyordu. Bir ses duydu gökyüzünden göğü dellercesine giden bir şeydi buna tayyare diyorlardı bunun adına Tit bunu internette dolaşırken görmüştü. Wright Kardeşlerdi bunun mucidi ve ilk fırsatta onlarla tanışmak istiyordu çok heyecanlıydı hayatında yeni yeni deneyimler, fırsatlar onu bekliyordu. Yalnızlığını hapsettiği televizyon, internet ve telefondan uzaklaşmayı başarmıştı Edison’a o gün küfür ettiği için kendinden öylesine utanıyordu. O akşam eve gitmedi bir şarap sattın aldı ve bir parkta onu öyle gökyüzüne bakarak içti. Sızmıştı öğlen anca kendine geldi.  Richard Trevithick icadı olan trene bindi ve  Wright kardeşlerin yanına yol aldı... İki deli adam karşısındaydı ve ne diyeceğini bilemedi tam bir deliydi bunlar ama hayallerinden vazgeçemezdi yanlarına yaklaştı ve onlara isteğini biraz küstahça söyleyiverdi. Wright kardeş bu durumdan hoşlanmazdı ama o an titti sevdiler. Teklifini kabul ettiler. 1 yıl gibi bir zamanda ona öyle bir şey yaptılar ki ... Tittin aklı hayali almadı bu görkemli uçağı görünce wright kardeşler sırıtıyordu.Üç'ü aynı anda bu görkemli uçağa bindiler. Tittin yükseklik korkusu olduğunu orada anlamıştı. Kusmaya başlamıştı bile şimdiden Wright kardeşler gülmeye devam ediyordu bu adamlar tam bir deliydi. Tit aşağı indiğinde kaçarcasına uzaklaştı onlardan.

Tit boşluktaydı yapacak bir şey bulamıyordu. Hani Newton yerçekimini bulmasaydı şu anda yükseklik korkusu diye bir şeyi olmayacağını düşünüyordu ve birde ona küfür etti. Zaman böyle akıp gitti.

Tit telefonun çalmasıyla aniden kalktı hepsi bir rüyaydı. Annesi kapının orada titte tam seslenecekti ki tit yatağından doğrulmuştu bile akşam televizyonu açık uyuya kalmıştı. Annesi çok kızdı tite... tit okula geç kalmıştı koşa koşa  okulluna yol aldı.


Yapacaklarınızı, Hayallerinizi ve İsteklerinizi sınırlamayın kutulara hapsetmeyin! Yaşayın